reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

DEKAN COŞTU…

DEKAN COŞTU…
36 views
24 Mart 2021 - 12:50

                Bir televizyon kanalında yayınlanan “Kim Milyoner Olmak İster?” isimli yarışma programını pek çoğumuz biliyoruz. Bilgi yarışması niteliğindeki bu programda,  kendine güvenen vatandaşlarımız bulundukları yaşa kadar öğrendiklerini gözden geçirme  imkanı bulurlar. Bu arada bahse konu olan yarışma programını, bilgi birikimine güvenen insanlarımız da ekran başında takip edip, sorulara onlar da cevap verirler. Ekranlarda kalan az sayıdaki seyretmeye değer programlardan olan bu yarışmada, zaman zaman sürprizler de yaşanmaktadır. Mesela yarışmaya katılan bir Sosyal Bilgiler Öğretmeninin “Türkiye’nin köyü olmayan tek İlçesinin Bozcaada olduğunu bilememesi gibi…” Ya da “Körling, hokey, paten gibi oyunlar hangi zeminde oynanır?” sorusuna “kum” cevabı verilmesi gibi… Yine “Sol anahtarı hangi mesleği yapan kişilerin kullandığı bir terimdir?” sorusuna bir genç kızımızın “tamirci” cevabını vermesi gibi… Verilen yanlış cevaplar genellikle yarışma heyecanına bağlansa da insanların yaptıkları işle ilgili temel bilgilerinin olmaması üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Hukukçunun yasaları, futbolcunun bu spor dalındaki temel kuralları, sağlıkçının insan vücudunu, bestekarın müzikteki makamları bilmesi gerekir. Herkesin her konu hakkında bilgi sahibi olması mümkün değildir. Ama icra edilen mesleğin esaslarını bilmesi de şarttır. Adı geçen bilgi yarışmasına, kurallar gereği telefonla bağlanan genç bir doktorun “omirilik soğanına”, “omirilik sarımsağı” demesi unutulmayacak bir gaftır.   

İnsanı meslek sahibi yapan, ona bilgi kazandıran, toplumsal kültür değerlerini veren yegane kurum okullardır. Son yıllarda Türkiye’deki eğitim düzeyinde gerileme olduğu saklanamayacak bir gerçektir. Bunun en güzel kanıtı, üniversitelerde yönetici veya öğretim görevlisi olarak çalışan eğitimcilerin düştükleri hallerdir. Bu kurumların başında ya da içinde olan bazı görevliler, toplumu şaşırtmaya devam ediyorlar. Onların sözleri ve yazılı açıklamaları duyanları hayrete düşürüyor. Hatırlayalım; Bundan kısa süre önce Sakarya Üniversitesi’nde çalışan bir profesör, üniversiteler için “Neredeyse fuhuş yuvası” demişti. Bu ağır suçlama önce sineye çekildi. Ancak tepkiler artınca kendisiyle ilgili olarak re’sen soruşturma açıldığı ifade edildi. Oysa Tarih profesörü olduğu bilinen bu şahsın birinci amacı, öğrencilerini kendi alanında aydınlatmak ve araştırmaya teşvik etmek olmalıdır.

Üniversitelere “fuhuş yuvası” benzetmesi unutulmadan Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör tayini gündeme geldi. Bu üniversitenin öğretim görevlileri ve öğrencileri atamayı protesto ederken hariçten de ağzı olan kim varsa konuya dahil oldu. Eylem yapan öğrencileri, “başı ezilmesi gereken yılan” olarak görenler, terör örgütlerine üye olmakla suçlayanlar, hepsini bombalayacaksın diyenler bile çıktı. Oysa herkesin bildiği bir gerçek de var. Bu okula girmek hiç de kolay değil. Liselerin en zeki ve çalışkan öğrencileri Boğaziçi gibi eğitim kurumlarına yerleşiyorlar. Boğaziçi’nin öğrencilerine en dikkat çeken sataşma ise Trakya’daki  bir fakültenin Dekanı’ndan (yönetici) geldi. Birilerine yaranmak, mesleğinde yükselmek veya dikkati çekmek için bu değerli eğitim yuvasını kendine göre “harcamayı” göze alan Dekan’ın yakıştırmaları şöyle: “Boğaziçili misiniz, Boğazdışılı mısınız onu bunu bilmem. Aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Biz abdest alır dışarı çıkmayız. Bizim zaten abdestimiz var. Bilin istedik de. Şöyle söyleyeyim. Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz, bilin istedim.” Dekan’ın coşup kendinden geçtiği, tasavvuftaki ifadesiyle “fenafillah mertebesine” erdiği bu cümleler, bomba etkisi yarattı. Aklı başında olan herkes Dekan’ın bu tehditlerine tepki gösterince sürekli abdestli olduğunu belirten Dekan Bey’in abdesti kaçtı. Zira yazdıklarını ve “öyle demek istemedim, böyle demek istedim” türünden laflarını derhal ortadan kaldırdı. Ertesi gün içinde de Dekan’ın gazetelerde bir fotoğrafı yayınlandı. Fotoğrafta; üç erkek olarak bir yatağın veya koltuğun üzerinde yatan şahıslar birbirlerinin üstlerine kafalarını koyup poz vermişlerdi. Bu fotoğraf bile Türkiye’nin üniversitelerinde görev yapan bazı şahısların seviyesizliğini ortaya koymaktadır. Vay ülkemin haline, vay öğrencileri eleştiren eğitimcilerin haline… İlahiyatçı olan bu Dekan da önce topluma ve öğrencilerine “dinin vecibelerini ve güzelliklerini” anlatsa daha faydalı bir iş yapmış olur. Zira Boğaziçi’ndeki öğrencilerin yeterince takip edeni var. Üniversitenin içi, bahçesi ve dışı BBG (Biri Bizi Gözetliyor) evi gibi…  BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.