reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

“BEN CANA BAKIYORUM SEN RENGE BAKIYORSUN”… Mevlana

“BEN CANA BAKIYORUM SEN RENGE BAKIYORSUN”… Mevlana
142 views
16 Aralık 2020 - 7:36

İnsanoğlu, yaşadığı sayısız musibetten ders almayı bilmiyor. Onun için “balık hafızalı” lafına alınmamak gerekir. Zira ne deprem, ne sel felaketi ne de salgın hastalık bazılarını yola getirmeye yetmiyor. Hırs, bencillik ve ayrımcılık; bedenleri ve dilleri esir aldığı gibi ruhları da teslim almış… Dünya baştan aşağı çorona virüsle baş etmeye çalışırken, aşı ve ilaç ararken bazı toplumlarda virüsten daha kuvvetli olan hastalıklar öne çıkıyor. Irkçılık gibi, din ayrımı gibi, dil ayrımı gibi… Mazisi çok eskilere dayanan bu amansız hastalığı insanlık, bir türlü mağlup edip gündeminden çıkaramadı. İnsanlara yapışan bu hastalıklı ruh hali, dünyaya çok zarar verdi. Savaşların çıkış nedenlerinin başında; ırkı, dini ve dili aynı olmayanlara karşı alınan düşmanca tavırlar geliyor. Bu bağlamda Haçlı seferleri, din savaşlarının en bariz örneğidir. Yakın geçmişte Amerika kıtasında yaşanan iç savaşlarda zenciler ve Kızılderililer çok zarar görmüşlerdir. Bazı ülkeler var ki; ayrımcılık hususunda insanlık tarihine kara leke olarak geçecek icraatlarda bulunmuşlardır. Hatta yaptıkları bu çirkin icraatlar sömürgecilik olarak adlandırılmıştır. Sömürgecilik deyince akla gelen ilk ülke ismi ise Fransa’dır. Sömürgecilik faaliyetleri kapsamında koloniler kurarak özellikle Afrika’daki sömürgelerinde büyük insan hakları ihlalleri yapan Fransa’nın tarihindeki katliamlar, uluslararası camianın  vicdanını rahatsız etmelidir. Çünkü insan hakları hususunda ahkam kesen Fransa’ya geçmişte yaptıkları da hatırlatılmalıdır. İşte bu ülkenin sömürgecilik noktasında Afrika’da yaptıklarından bazı örnekler. 

Fransa, 1524’te başlattığı sömürgecilik faaliyetleriyle Afrika’nın batısında ve kuzeyinde 20’den fazla ülkede hakimiyet kurdu. Afrika’nın yüzde 35’i, 300 yıl boyunca Fransa’nın kontrolünde kaldı.  Senegal, Fildişi Sahili ve Benin gibi ülkeler o yıllarda Fransa’nın köle ticaret merkezleri olarak kullanıldı ve bölgedeki tüm kaynaklar sömürüldü. Bölgede 5 asır süren sömürgeler döneminde ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsızlık mücadelesine girişen ülkelerdeki ayaklanmalar, şiddetle bastırıldı. Bu silahlı şiddet yıllarında iki milyondan fazla Afrikalı hayatını kaybetti. Öte yandan Fransa’nın dünya savaşlarında bağımsızlık vaadiyle kendi saflarında savaştırdığı ülke halklarının başlattığı ayaklanmalar da en kanlı biçimde bastırıldı. İkinci Dünya Savaşı bitmeden kısa zaman önce bağımsızlık vaadiyle Fransa saflarında savaşan Cezayirlilerin başlattığı gösterilerde binlerce Cezayirli, Fransız askerleri tarafından öldürüldü. Tarihe “8 Mayıs 1945 Setif ve Guelma” katliamı olarak geçen olaylardan Cezayir’in bağımsızlığını kazandığı 1962’ye kadar şiddet olayları sistematik şekilde devam etti. Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı’nda bir milyon kişi Fransızlar yüzünden hayatını kaybetti. Fransa’nın, 1830’dan beri Cezayir toplumunu kültürel anlamda da bir soykırımla baş başa bıraktığı biliniyor. Cezayir’in kendi mahalli kimliğinin dışında 300 yıllık Osmanlı tarihinin de büyük ölçüde ortadan kaldırılmasına neden olan Fransa, ülkede birçok kültürel ve dini eseri kendi tasarrufunda istediği gibi dönüştürdü.

İnsanlık tarihin en büyük soykırımlarından kabul edilen ve 800 bin kişinin öldüğü 1994 Ruanda soykırımında da Fransa’nın rolü olduğu ortaya çıktı. Ruanda soykırımından hemen önce bölgedeki Fransız askerlerinin aldıkları istihbaratları değerlendirmeyerek bölgeden ayrıldığı, bazı Fransız askerlerinin ise bizzat katliamlara destek verdiği uluslararası raporlara yansıdı.                

Fransa’nın insan haklarını hiçe sayarak yaptıklarını anlatmamızın sebebi ise geçtiğimiz hafta bir futbol maçında ortaya çıkan “ırkçı söylemin” yine bu ülkede yaşanmış olması. Ekranlardan izlediğimize göre; Türkiye temsilcisi Başakşehir takımı ile Fransa temsilcisi Paris Saint Germain takımları arasında oynanan müsabaka sırasında maçın dördüncü hakemi, orta hakemi uyarıp Başakşehir’in yedek kulübesinde bulunan Pierre Webo’yu oyundan atmasını talep etti. Ancak statta seyirci olmadığından dördüncü hakemin siyahi spor adamına söyledikleri duyuldu. Kendisine ırkçı bir söylemle  hitap edildiğini anlayan Pierre Webo, çılgına döndü. Başakşehirli oyuncular, Rumen hakemin ırkçı söylemini protesto ederek sahadan çekildiler. Olayın bu konuda sabıkalı olan Fransa’da da yaşanması ayrıca düşündürücü… Dünya spor kamuoyunun bu çirkinliği yarım ağızla kınamaları da hadisenin bir başka boyutu. Zira samimi değiller. Avrupa’nın pek çok ülkesinde siyahi oyunculara ırkçılığı körükleyen hakaretler yapıldığını görüyoruz. Ruhlar kirli olunca dillerdeki laflar, sadece sözde kalıyor. Mevlana’nın dediği gibi “Bozuk olunca maya, ne ar tanır ne de haya…” Martin Luther King, bazı toplumlardaki bu iflah olmaz rahatsızlığı şu sözlerle ifade ediyor. “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı…”  BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.