reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

HER İŞİN BAŞI SAĞLIK….

HER İŞİN BAŞI SAĞLIK….
81 views
14 Aralık 2020 - 7:57

                “Mevsimlerde birer aylık kayma var” iddiası son yıllarda “yüzde yüz doğru” denilecek noktaya geldi. 29 Kasım Pazar günü, insanlar güney sahillerimizde denize giriyordu. Ege’de ve Marmara’ da da ilkbahardan kalma bir gün yaşandı. Hava soğuk olmayınca insanlar akın akın şehirlerin caddelerine, meydanlarına ve su kenarlarına akın ederken 6 Aralık Pazar günü hava ılık olmasına rağmen kimse evinden çıkamadı. Herkes pencerelerden veya balkonlardan dışarıyı seyretti. Zira geride bıraktığımız hafta sonunda sokağa çıkma kısıtlaması vardı. Caddeler, meydanlar, sokaklar büyük ölçüde kedilere ve köpeklere kaldı. Araba ve insan gürültüsü olmayınca kediler ve köpekler parklarda kalan bankların keyfini çıkardılar. Ağaçlara korkmadan konan kuşlar, sesleriyle kendilerini belli ettiler. Çevremizde yaşadığımız bütün bu değişikliğin sebebi, “kabusun büyük bir hızla geri dönmesiydi.” Yıllar önce mevsimler, mevsimliğini zamanında gösterince “kar” çok yağar hatta kar yağışı sosyal hayatı etkilediği için gazeteler “beyaz kabus geri döndü” diye başlık atarlardı. Bugün aynı başlık yine geçerli. Corona kabusu geri döndü.

Geçen sene yeni yılın ilk aylarından itibaren dünyayı esir alan corona virüs, bizim ülkemizle birlikte bazı Avrupa devletlerinde ve Amerika kıtasında iyice azdı. Halbuki Türkiye, ilkbahar aylarında corona virüs kabusunu gayet kontrollü şekilde ileriki günlere taşımıştı. Yaz aylarının başlangıcında virüse karşı alınan tedbirler gevşekliğe ve umursamazlığa sebep olunca virüs, yayıldıkça yayıldı. “Perşembe’nin gelişini Çarşamba’dan tahmin eden” uzmanlar, bizi sonbaharda ve kış aylarında zor günlerin beklediğini ifade ettiler. Bazı televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında yer bulan bu uyarılar, fazla dikkate alınmadı. Bu gevşekliğin sebepleri arasında; ekonomik kaygılar, turizm sektörü iyice zarar görür endişesi, hükümete muhalefet ediliyor düşüncesi, çalışma hayatı tıkanır gibi görüşler sayılabilir. Ama yanlış hesap Bağdat’tan dönermiş… Yaz aylarındaki bu gevşeklik ve umursamazlık da Kasım ayında duvara tosladı. Bu arada Sağlık Bakanlığı hasta ve vak’a sayısını da ayırdığını ilan edince virüs sebebiyle rahatsızlananların rakamları düştü. Halkımızdaki umursamazlığın bir sebebi de günlük hasta sayılarının düşük olarak ilan edilmesi denebilir. Bizimle aynı nüfusa sahip olan ülkelerde günlük vak’a sayıları 30-40 binlerde gezinirken bizdeki hasta sayısının en fazla 7 binlerde olması “bu kadar nüfusa bu sayı az” fikrini destekledi. Bir de necip milletimizin genlerinde var olan “bize bir şey olmaz” felsefesini güçlendirince olanlar oldu. Gözle görülmeyen virüs, “efelik” tanımadı. Yakaladığını yere serdi.  Corona virüs kalabalıklara egemen olunca hastalananların sayısı da arttı. Muhalefet partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları covid-19 salgınıyla ilgili olarak gerçek rakamların saklandığını daha yüksek sesle anlatmaya başladılar. Bazı büyükşehir belediyeleri de günlük olarak salgın hastalıktan vefat edenlerin sayılarını ilan edince Sağlık Bakanlığı, sadece hastanede yatan hasta sayılarını duyurmaktan vazgeçip turkuaz tabloya vak’a sayılarını yazmaya başladı. Rakamların duyurulmasındaki sebep bu olmasa da yeni durumda rakamlar 7 binlerden 30 binlere çıktı. Her akşam, turkuaz tablonun ilan edilmesini bekleyen halkımız bu büyük değişiklikle ürktü. Gevşeklik sona erdi. “Maske takmaya” maskaralık gözüyle bakanlar çift maske takmaya başladılar. Hijyene inanmayanlar neredeyse sabunla gezecekler. “Fiziki mesafe deneymiş?” diye düşünenler çocuklarına sarılırken bile duraksayıp düşündüler. “Gözle görülmeyen virüs”, bir anda hayatımızı allak bullak etti. Bırakın bir sene önceki hayatımıza dönmeyi, yaz aylarındaki yarı disiplinli hayatımızı bile arar hale geldik. Çünkü vefat ve vak’a sayıları yukarı tırmanınca devletimiz yeni yeni tedbirler almak zorunda kaldı. Pek çok işyeri geçici olarak kapatıldı. Kahvehaneler, lokantalar, çay bahçeleri, internet kafeler sessiz kaldı. Çünkü bu mekanların müşteri alması yasaklandı. Hafta içinde saat 10.00’dan sonra sokağa çıkma kısıtlaması başladı. Hafta sonları ise tamamen evlere kapandık. Özgürlük daha ilk hafta sonundan burnumuzda tüttü. Böyle durumlarda, insanın aklına “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler” şarkısı geliyor. Sözleri Nazım Hikmet’e ait olan bu şiir, buram buram hürriyet kokuyor. Ancak kış aylarının pek parlak geçemeyeceğini düşündükçe de ruhumuzu karamsarlık sarıyor. Corona virüsün üstümüzde oluşturduğu kara bulutların dağılması için tedbirli olmamız gerekiyor. Çünkü; sağlıktan daha değerli bir kavram ve olgu yok. Yazına da kışına da kurban olduğumuz dünyadan istifade etmek için hepimizin sağlıklı olması gerekiyor. Atalarımız “her işin başı sağlık” lafını durup dururken söylememişlerdir.  BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.