reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

BÖYLE EYLÜL…

BÖYLE EYLÜL…
92 views
10 Ekim 2020 - 11:00

                Hakkında romanlar, şiirler ve köşe yazıları kaleme alınan Eylül ayını geride bıraktık. Eskittiğimiz Eylül ayının hem bireysel hem de toplumsal hayatımızda önemli bir yeri vardır. “Benim için hiçbir anlamı yoktur” diyenler bile Eylül ayında okula gittiklerini hatırlayacaklardır. Sahillerde oturanlar için ise Eylül ayı tatil günlerinin sona erdiğini gösteren aydır. Yine bu ayda güneş yeryüzünde daha az süreyle kaldığından sabahları soğuk, geceleri ise ayaz olur. Eylül’ün girmesiyle beraber hırkalarımızı aramaya başlarız. Eylül aynı zamanda incirin, üzümün harman olduğu aydır. Son incirler, son üzümler bu ayın sonuna doğru toplanır. Dallarda kalanları ise bugünleri bekleyen karatavuk, sarıasma gibi kuşlar toplar. Ağaç yapraklarının sarıya döndüğü bu yarı serin, yarı sıcak günler aynı zamanda hüznü, acıyı ve ölümü hatırlatan günlerdir. Aşk derdine düşenler için ise Eylül hem ayrılık hem de kavuşma ayıdır. Yaz boyunca muhabbetleri devam eden aşıklar, Eylül ayında birbirlerinden ayrılarak işlerine veya okullarına dönerler. Yaz başında okulların kapanmasıyla ayrılan aşıklar ise yeniden kavuşmak için Eylül ayını beklerler. Hatta Türk Hafif Müziğinin ünlü ismi Alpay, “Eylül’de Gel” isimli şarkısını sonbaharın sarı, sıcak günlerinde kavuşma ümidiyle söylemiştir. “Yapraklar solarken / Adını anarken / Bekletme ne olur / Gelmek zamanı gel” sözleri Eylül’de kavuşmayı arzu eden ruh halinin ifadesidir.

Yine; çocukluk günlerindeki bayramlarının özlendiğini anlatan bir şarkıda da “Bayramlar mı eskidi, bizler mi yaşlandık?” sözleri vardır. Maziye hasret, hakikaten insanın yaşlılık günlerinde daha çok yaşadığı bir duygu dönemidir. Ancak bazı dönemlerin özlenmesi için ille de yaşlanmak gerekmez. Yaşanan kimi olumsuzluklar insanın geride bıraktığı günlerini özlemesine neden olur. Bu sene Eylül ayı boyunca adeta sıkıntı tüneline girdiğimizden mazide kalan eski yılların Eylül günlerini özledik. Öncelikle Mart ayından bu yana bütün dünya ülkeleri ile beraber yaşadığımız corona virüs süreci var. Türkiye olarak Nisan ve Mayıs aylarında çok sıkıntılı günler yaşadık. Uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları ve kapanan işyerleri nedeniyle toplum iyice bunaldı. Sıcak günlerin başlaması ile beraber tekrar eski günlere dönmek adına umutlandık. Fakat Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında hepimiz evlerin dışına çıkınca corona virüse yakalananların sayıları  ve ölümler arttı. Hepimiz sonbahar günlerinin başlangıcı olan Eylül’ü beklemeye başladık. Belki okullar açılır da tatil beldelerindeki yoğunluk azalır diye beklenti içine girdik. Ancak okullar tam anlamıyla açılamayınca Eylül umutlarımız da bitti. Sanki “kabus geri geldi.” Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre hastalığa yakalananların sayısı Eylül ayı sonuna kadar bir türlü beklenen rakamlara düşmedi. Virüse yakalanma korkusu hepimizi daha beter sardı. Birbirimizden kaçarak geçirdiğimiz günler hala devam ediyor. Bu şartlarda insan 2020 yılı Eylül’ü gibi Eylül bir daha gelmesin diye düşünüyor.

Eylül acıları, corona virüsle sınırlı kalmadı. Güvenlik güçlerimizin hem sınırlarımız içinde hem de sınırlarımız dışında teröristlerle yaptıkları mücadele de Eylül boyunca sürdü. Bu mücadele sırasında Al Bayrağa sardığımız şehit tabutları da hiç eksik olmadı. Akdeniz’de Yunanistan ve destekçileri ile yaşadığımız “Ege Adalar’ı” gerginliği ise hala devam ediyor. Teröristlerle ve topraklarımıza göz dikenlerle yaptığımız amansız mücadelenin yanı sıra doğu sınırımızda bulunan Ermenistan, kardeş Azerbaycan’ın topraklarına saldırdı. “İki Devlet, Tek Millet” biçiminde özetleyeceğimiz Azerbaycan ile kardeşliğimiz sonsuza kadar yaşayacağı için şartlar ne olursa olsun onların yanında olduğumuzu da dünyaya ilan ettik.   

Eylül ayı ekonomimizi ilgilendiren rakamlar açısından da can sıkıcı geçti. Bazı yöneticiler umursamasa da Dolar 8 TL’ye dayandı. Euro 9 TL’yi bir gün geçiyor, bir gün 9 TL’de kalıyor. Altının yanına yaklaşılmıyor. Dolar ve Euro yükseldikçe değişmeyen gerçek tekrar ediyor. Yani iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Halkın büyük kısmının geliri zaten yetmezken bir de virüsün bozduğu ayarlar yüzünden hepimizin cüzdan durumunu da bozuluyor. Yapılan bir araştırmaya göre halkın %68’i borçlu olduğunu beyan ediyor. Bütün bu sıkıntılar hepimizden bir şeyler alıp gidiyor.   

Eylül’ün alıp gittikleri arasında; Karaman’ın Ermenek ilçesinde, 28 Ekim 2014’te yaşanan ve 8 işçinin öldüğü maden faciasında oğlu Tezcan Gökçe’yi kaybeden ve cenaze törenine yırtık lastik ayakkabılarıyla gelen Recep Gökçe, Türkiye’nin yüreğini sızlatmıştı. Recep Gökçe de, corona virüse yakalanarak Eylül’de hayatını kaybetti. Bizi hep üzen böyle Eylül bir daha gelmesin… Bahri KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.