reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

AKRABA ÜNİVERSİTESİ…

AKRABA ÜNİVERSİTESİ…
86 views
10 Ekim 2020 - 9:36

                Okul sıralarında dirsek çürütmüş pek çok insanın bildiği tarihi bir metin vardır. Vasiyetname niteliğindeki bu metinde Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan damadı Osman Gazi’ye yöneticilikle ilgili tavsiyelerde bulunur. Bu tavsiyeler, Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana devlet kurumlarında ve özel kurumlarda yöneticilik yapan pek çok insanın okuyup yorumladığı idareci özellikleri haline gelmiştir. Hatta bazı yöneticiler, bu tavsiyelerin kaleme alınmış halini çerçeveletip odalarına asmışlardır. Devlet yöneticisi damada yapılan bu vasiyetnamenin her satırı “anlamak isteyene” geniş anlamlar ihtiva der. “Anlamak istemeyenler” için ise değil duvara asmak ceketinin her cebinde ayrı ayrı taşısa gene de bir faydası olmaz.

Son yıllarda dillerden düşürülmeyen bir kavram var; liyakat… Yani verilen göreve layık olma, atandığı makama uygun olma… Özel işletmeler, personel alırken hele hele yönetici görevlendirmesi yaparken liyakat kavramına harfiyen uyarlar. Adama göre iş yaratmazlar. İş, nasıl bir karakteri gerektiriyorsa onu görevlendirirler. Ancak devlet kurumlarında yönetici tayin edilirken, özel kurumlar gibi hassas davranılmaz. Liyakatin yerini sadakat alır. Kim iktidara yakın sendikaya üye ise veya dünya görüşü iktidara yakınsa idareci olmak için onun şansı çok fazladır. Halbuki Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye yaptığı tavsiyelerde; “Anlaşmazlıklar bize, adalet sana / Haksızlık bize, bağışlamak sana” demektedir. “Adalet mülkün temelidir” lafı boşuna söylenmiş bir laf değildir. Devlet yönetiminde adalet olmazsa huzursuzluk ve yozlaşma artar. Devlete olan güven duygusu zedelenir. “Yönetmek ve yönetici olmakla ilgili” bütün bu değerlendirmeleri “düşünen” herkes bilir. Halk arasındaki tabiriyle “koltuk sahibi” olan herkes de görev yaparken adil olmaya gayret eder. Ama adil olmanın ve adaletten ayrılmamanın, herkesin hazmedemeyeceği bir özellik olduğunu defalarca görüyoruz, duyuyoruz ve okuyoruz.

Yer Mersin Üniversitesi… Bu eğitim yuvasındaki haksız uygulamaları, ana muhalefet partisine mensup bir milletvekili Meclis gündemine taşıdı. Ulusal basının bir kısmında yer alan haberlere göre bu üniversitede eş, dost ve yakın akraba atamaları ayyuka çıkmış vaziyette. Ana muhalefet partisi milletvekilinin kamuoyu ile paylaştığı bilgiler şöyle: Sadece Mersin Üniversitesi rektörünün değil yardımcılarının da yakın akrabalarını üniversite içerisinde görevlendirilmeleri pes dedirtecek düzeyde…  Bir kadın doğum uzmanının Denizcilik Fakültesine dekan olarak atanması, Ziraat Fakültesi mezununun Makine Mühendisliği bölümünde bölüm başkanı olarak görev yapması şaşırtıcı bir gerçek. Milletvekilinin açıkladığı eş, dost ve akraba torpil listesinde ayrıntılı olarak şu bilgiler yer alıyor. Mersin Üniversitesi’nde Rektörü,  yeğeni olan bir hanımı Eğitim Fakültesi’ne, aynı hanımın eşi olan beyefendiyi de  Türkçe Öğretimi Araştırma Merkezi’ne, Mühendis olan diğer yeğenini de Üniversitenin Yapı İşleri Daire Başkanlığına atamıştır. Anlaşılan o ki, sayın rektör, aile fertlerinin hiçbirinin Mersin’in dışında görev yapmalarına dayanamamıştır. Rektör böyle yaparken yardımcısı durur mu? Devletin kadrolarını ellerine geçirmişler bir kere… Arap yağı bol bulunca saçlarına sürermiş… İşte yardımcının eşe, dosta ve yakın akrabaya “kadro yardımları…” Rektör Yardımcısı da yeğeni olan Öğretim Görevlisini ve kendi oğlunu, Tarsus Meslek Yüksek Okulu’nda araştırma görevlisi yapmıştır. Yine okulun diğer rektör yardımcısı da  iki hanım yeğenini de  Rektör Danışmanı olarak görevlendirmiştir. Aynı Üniversiteye bağlı Denizcilik Fakültesi Dekanı da  yeğenini  İdari ve Mali İşler Daire Başkanı yapmıştır. Kızını, iki yeğenini ve baldızını da Üniversitenin çeşitli birimlerinde görevlendirmiştir. Bahse konu olan üniversitede, talep gelse mezardaki akrabalar bile görevlendirilecek duruma gelinmiş. Üniversitelerimizde liyakate dayanmadan yapılan bu şekildeki “kayırmacı” yaklaşım yüzünden başarı seviyesi her geçen gün düşmektedir. Oysa doğru olan devletin bu en önemli kurumlarında görev yapanların bilimden, akıldan ve adaletten ayrılmamalarıdır. Bulunduğu makamın imkanlarını eşi, dostu ve yakın akrabayı kayırmakta kullanan bu gibi yöneticilere Şeyh Edebali’nin şu tavsiyesini hatırlatmak isteriz: “Ey oğul! Unutma ki yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın! Ama, bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.”     Bahri KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.