RÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Yazı Boyutu:

İnsanlık tarihinin bilinen kısmından bu yana yeryüzüne gelmiş ve geçmiş çok sayıda insan dünya hayatının geçici bir alem olduğunu dile getirmişlerdir. Dünyaya gelen her insanın belli bir süre bu alemde oyalandığı, sonra da sonsuzluğa uzanan bir yolculuğa çıktığı defalarca anlatılmıştır. Hele ilkokul öğretmenlerimizin her fırsatta söylediği bir ifade vardır. “Bugünün küçükleri olan sizler yarının büyükleri olacaksınız. Aranızdan doktor, öğretmen, kaymakam, polis, subay, esnaf ve siyasetçi çıkacak. Siz makam ve söz sahibi olacaksınız…” Küçüklüğümüzde anlam veremediğimiz bu değerlendirme yıllar sonra gerçek oluyor. Yine lise yıllarında tanıştığımız büyük ozan Yunus Emre’nin bir dörtlüğü vardır ki, dünyanın geçici bir mekan olduğu hususunda başka söze gerek bırakmaz. “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan.”
Yunus Emre insan ömrünün kısalığı ve zamanın hızı ile ilgili olarak da şu veciz sözü söyler: “Geldi geçti ömrüm benim / Şol yel esip geçmiş gibi / Hele bana şöyle gelir / Şol göz yumup açmış gibi.” Yunus Emre’nin asırlarca önce dile getirdiği gibi zaman rüzgar gibi esip geçti ve ömrümüzden bir yılı daha geride bıraktık. Geri kalan bir yıllık zaman dilimi içinde sadece kendimizi ve yakın çevremizi ilgilendiren sevinçler ve hüzünler yaşadık. Yakınlarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı kaybettik. Fakat zamanın hızı bizi önüne aldığından üzülerek de olsa yolumuza devam ettik. Bu hızlı döngüye engel olamadığımız için de her acı kaybımızdan sonra “Hayat devam ediyor” diyerek kendimizi teselli etmeye çalıştık. Geçen hiçbir günün, ayın ve yılın geri dönüşü yok. Dünyaları versek mazide kalan kısa bir anımızı geri getiremeyiz. Dünyanın dönen çarkına müdahale şansımız olmadığına göre insan olarak bize düşen vazifeleri yerine getirip temiz bir ömür sürmeye gayret etmek ilk amacımız olmalıdır.
Devletlerin hayatta kalma süreçleri de insanların ki gibidir. İyi yönetilen devletler uzun süre hükümranlıklarını devam ettirirler. Kötü yönetilen devletler ise zamanın rüzgarına karşı duramazlar ve yok olup giderler. Tarih sayfalarında beceriksiz yöneticilerin elinde yok olup gitmiş çok sayıda devlet vardır. 2018 yılını geride bırakırken bölünmeye, parçalanmaya ve daha sonra yok edilmeye aday devletleri de gördük. Mesela Irak, Suriye, Afganistan, Yemen gibi. Yöneticileri güçlü devletlerin oyuncağı haline gelen bu ülkeler etnik ve dini sebeplerle her an parçalanabilecek konuma getirildiler. Zulümle, adaletsizlikle ve ölümle korkutulan bu ülkelerin halkları kendi topraklarını terk ediyorlar. Binlerce, milyonlarca insan bu ülkelerden kaçarak başta Türkiye olmak üzere Avrupa ülkelerine kaçmaya devam ediyorlar. Kadınlar, çocuklar, bebekler lastik botlarla ve balıkçı tekneleriyle denize açılıp ülke dışına çıkmaya çalışıyorlar. Bizim sahillerimiz, ülkelerini terk eden insan hikayeleriyle dolu. 2018 yılı maalesef isimlerini saydığımız bu ülkelerin vatandaşları için kabus gibi geçti. Gelinen nokta, 2019 yılının da tekrardan ibaret olacağını gösteriyor.
Coğrafi konumu itibariyle Türkiye, pek çok olaya şahitlik eden, ev sahipliği yapan ya da müdahil olan ülke durumunda. Bu hassas durumumuz geride bıraktığımız yıl boyunca devam etti. Komşumuz olan Ortadoğu ülkelerinin nasıl karıştırıldığına şahitlik ettik. Bu ülkelerden bazılarının dünyanın “efendiliğine” soyunmuş devletler tarafından deneme tahtası haline getirildiğini gördük. Yine yıllardır devam eden Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı kaçışı 2018 yılında da sürdü ve biz milyonlarca göçmene ev sahipliği yaptık. O kadar iyi ev sahibiyiz ki, resmi açıklamalara göre topraklarımızda 3,5 milyon sadece Suriyeli ikamet ediyor. Onların iaşesi, harçlığı, sağlığı, eğitimi ve barınması da bize ait. Ancak Türkiye bütün iyi niyetli gayretlerine rağmen yıl boyunca sınır ötesinden terör saldırına maruz kaldı. Nitekim bu saldırılar, sınır şehirlerimizi iyice taciz edince Silahlı Kuvvetlerimiz, bu hainliğe müdahale etti. Afrin operasyonu Suriye ve Irak topraklarında beslenen terör gruplarına karşı yapıldı. Türkiye’nin terörle mücadelesi toprakları dahilinde de devam etti. Hem bölücü hem de paralel yapılanmaya dahil olanlara karşı operasyon üstüne operasyon yapıldı. Eğitimde, adalette, güvenlikte ve devletin diğer kadrolarına çöreklenmiş bölücüler ve paralel yapı mensupları bir türlü bitmedi. Sadece silahlı kuvvetlerin bünyesine sızmış 17.500 paralel yapılanma mensubu ordudan ihraç edildi. Velhasıl Türkiye, ekonomik açıdan büyümeye çabalarken yurt içinde ve yurt dışındaki hainlerle de savaş verdi. Kritik durumlarda çabucak bir araya geldiğimiz için içerideki ve dışarıdaki hainler ülkemizi alt etmeyi başaramadılar. Zaten de başaramayacaklar.
Günler, aylar, yıllar rüzgar hızıyla geçip giderken Mehmet Akif’in şu iki dizesini aklımızdan çıkarmayalım. “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; / Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” BAHRİ KORKMAZ

Yorum