PİLAVI FAZLA KAÇIRMIŞ

Yazı Boyutu:

“Araplar Türkler’e dost mudur, düşman mıdır?” sorusu devamlı tartışılır. Ancak hiçbir zaman da sonuç alınmaz. Aramızda Araplar’a hayranlık duyan belli bir kesim mevcut. Onlara göre Araplar, Türkler’e dosttur. Bize hiç zarar vermemişlerdir. Bu nedenle de Türkler, Araplaştırılmalıdır. Bu düşüncede olanlara göre “Cumhuriyet idaresi, Arap düşmanlığı üretmiştir.” Yine “Araplar dosttur” fikrinde olanlar, Padişahlıkla idare edilen Osmanlı’dan Cumhuriyete geçilirken Araplarla olan iyi ilişkiler de unutturulmuştur. Toplumumuzda Araplar’a veya etnik kökeni farklı olan bütün insanlara karşı bir düşmanlık olmadığı bir gerçektir. Aksine Cumhuriyet idaresi, farklı etnik kökene mensup bütün insanlarımızı kucaklamıştır. Hiç kimseye ayrımcılık yapılmamıştır. Bunun için de Cumhuriyet döneminde bu ülkede yaşayan herkes Türk kimliğini gururla taşımıştır. Kendisi için “Ben Türk değilim” diyenler de çıkmıştır. Ancak bu fikirde olanlar bile hoşgörüyle karşılanmıştır. Sadece etnik kimliklerini gerekçe göstererek Cumhuriyete baş kıldıranlara gereken cevap verilmiştir.
Türkiye, Cumhuriyet idaresi ile büyük mesafeler alarak bugünkü durumuna gelmiştir. Genç nüfusu, ekonomik potansiyeli ve askeri gücü ile her geçen gün büyüyen Türkiye Avrupa ile Ortadoğu arasında güçlü bir devlet haline gelince dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştır. Eskiden Osmanlı hegemonyasında olan bazı devletler, bu durumdan rahatsızlık duyduklarını da ilan eden açıklamalar yapmaktadırlar. Rahatsızlıklarını ilan eden ülkeler arasında Suudi Arabistan da vardır. Petrol zengini olan Suudi Arabistan, krallıkla idare edilerek bu dünyada “kral gibi yaşayan” insanlarla doludur. Ahalisi Müslüman olan Suudi Arabistan iki unsurun esiri olmuştur. Birincisi para, ikincisi de ABD’dir. Petrolün getirdiği zenginlikle para içinde yüzmek için yapmadıkları yoktur. Mesela, dünyada binlerce insan açlıktan kırılırken bu ülkenin zenginleri altın kaplama arabalara binmektedir. Görgüsüzlüğün tavan yapmış halini Suudi prenslerin yurt dışı gezilerinde görebilirsiniz. Kendilerinde “yürek” olmadığı için güvenliklerini ABD’ye havale eden Araplar, ABD ne derse onu yapmaktadırlar. ABD Başkanı Trump, yakın tarihte yaptığı açıklamada Araplarla olan ilişkilerini şu şekilde ifade etmiştir. “Suudi Arabistan’ı koruyoruz. Onlara zengin diyebilirsiniz. Ve Kral’ı, Kral Selman’ı seviyorum. Ama ona dedim ki -Seni koruyoruz, biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın. O yüzden de Ordun için ödeme yapmalısın.- Çünkü bizimleyken tamamen güvendeler.”
Ülkesinin güvenliğini ABD’ye havale eden Suudi Krallığının generallerinden biri Türkiye’ye dil uzattı. Nereden ilham aldığı tahmin edebileceğimiz general “Türkiye’yi kuşatmalıyız. Türkiye’nin etkisini azaltmalıyız.” Şeklinde bir cümle sarf etti. ABD’den başka İsrail’e yakın duran Suudiler, Türkiye’nin konumundan rahatsız olduklarını bu şekilde beyan etmiş oldular. Suudi Krallığının bu küstahlığı Türkiye’yi rahatsız edecek değil. Arap General “avcuyla yediği pilavı fazla kaçırmış” diyebiliriz. Ancak “İçimizdeki İrlandalılardan Arap hayranı olanlar, bu gerçeğe kulaklarını tıkamamalıdırlar. Her fırsatta toplumumuzu Araplaştırma gayreti içinde olanların Arapların bize hiçbir zaman dost olmadıklarını bilmeleri gerekir. Dr. W.H.T. Squires 1917′de yazdığı “Halep Hatıralarım” isimli kitapla Arapların Türklere yaptıklarını şöyle anlatıyor: “Halep’te hemşirelik yaptığım dönemde, yaralı Türk askerlerini tedavi ederken, hastaneyi Araplar bastı. Sırayla bütün yaralılara süngüyle sert darbeler geçirdiler. Öylesine içim yandı ki, iki damla gözyaşı içinde sonunda dayanamayıp dışarıya çıktım. Halep’teki son Osmanlı askeri de o hastanede Arapların tekbirleriyle öldürüldü. Aynı gün Kudüs düşmüş, İngilizler Kudüs’e girmişti. Şaşkınlık içinde Arapların bunu kutladığını gördüm. İnanın hep önyargıyla yaklaştığım bu insanların uğradıkları ihanetler beni öylesine etkilemişti ki, günlerce ağladım.”
Araplar dün neyse bugün de odur. Türk Milleti’nin hiçbir ulusa düşmanlığı yoktur. Ancak kendisine yapılan muameleyi de asla unutmaz. Suudi Kralların ve Suudi Prenslerin bu özelliğimizi bildiklerini umarız. Ayrıca ABD’nin dostluğu “Pazara kadardır. Mezara kadar değildir.” Bunun son örneği Saddam Hüseyin’dir. BAHRİ KORKMAZ

Yorum