NEREYE BÖYLE

Yazı Boyutu:

Tahammülsüzlük, sabırsızlık ve bencillik toplumumuzu sımsıkı sarmaya başladı. Hoşgörü, saygı ve de sevgi iyice azaldı. Herkes öfke küpü gibi. Çalışma hayatında, trafikte ve sosyal hayatta herkes burnundan soluyor. Biri hata yapsa da veya birinin ağzından hoşu gitmeyen bir söz çıksa da saldırsak diye bakılıyor. Üstümüzde sanki yüksek gerilim hattı var. Ülkenin önde gelen simaları da yangına körükle gidip toplumdaki sinir katsayısını sürekli arttırıyorlar. Hiç kimse de “sakin olalım” demiyor. Hal böyle olunca her gün şiddet ve cinayet haberleri tırmandıkça tırmanıyor.
Toplumsal gerilimden en fazla zarar görenler maalesef kadınlarımız…İkinci sırada da çocuklarımız geliyor. Kadınların şiddete uğrayıp cinayete kurban gitmedikleri gün yok gibi. Bütün ikazlara ve polisiye çalışmalara rağmen kadınlarımız saldırıya uğruyorlar. Adliye önünde, sokakta, babasının evinde öldürülen kadınlarımızın sayısının her gün arttığına şahit oluyoruz. Severek ve isteyerek yaşanan birliktelikler bir süre sonra nefrete dönüşüyor.
Son günlerde kadınlarımız üzerinden tırmanan bu şiddet ve cinayet olaylarına resmi kurumlarda yaşanan hadiseler damga vurdu. Resmi kurum, vatandaşın gözünde ağırlığı olan ve işlerin kişisel soruna dönüşmediği kurumlardır. Orada verilen hizmet, halka verilen hizmettir. Resmi kurumlardaki görevler, kamu adına yapılan kutsal görevlerdir. Orada “sen, ben” kavgası olmaz. Hele şiddet ve cinayet asla olmaz. Kamuda çalışanlar bu hassasiyeti gayet iyi bilirler. Ancak “bilmek” her zaman yetmiyor.
Adana Merkez Çukurova İlçesinde Belediyede çalışan bir zabıta memuru, silahla binaya dalıp iki kişiyi öldürdü, bir kişiyi de yaraladı. Ölenlerin ikisi de zabıta biriminde amir pozisyonunda olan kişiler. Ulusal basına yansıyan iddialara göre cinayet işleyen zabıta memuru ile öldürdüğü zabıta amirleri arasında ciddi bir sorun var. Aynı birim içinde mevcut görevinden bir başka göreve gönderilen zabıta memuru, bunu kişisel aşağılama olarak anlayınca cinayet işlemeye karar vermiş. Bu kararının nelere mal olduğunu inşallah anlamıştır. Kendi hayatına verdiği zararın yanı sıra birlikte çalıştığı insanların ailelerini de acıya boğduğu gün gibi aşikar. Bu öfkeyle nereye böyle?
Çukurova Belediyesindeki bu üzücü hadisenin toplumdaki tesiri geçmeden bir başka cinayet haberi de Rize’den geldi. Yine ulusal basında yer alan bilgilere göre Rize’nin bir ilçesinde trafik bürosunda görev yapan genç bir polis, atamasının İl Merkezine yapılması için Rize Emniyet Müdürü ile görüşmeye girer. Bu arada çalışma saatlerinden de şikayetçi olduğunu belirtir. İddialara göre talebine olumsuz cevap alan polis, Müdür odasının girişinde bıraktığı tabancasını alarak hızla Müdür odasına girip silahını ateşler. Bu esnada Rize Emniyet Müdürü, bir Şube Müdürü ve bir polis memuru yaralanır. Onlara ateş eden trafik polisi de çıkan çatışma sonunda yakalanır. Bu cinnet hali neticesinde Türkiye’nin yetiştirdiği iki kıymetli polis amiri hayatını kaybeder. Yine daha birkaç ay önce hasta İstanbul’da bir doktor, hastası olan genç tarafından silahla vurularak öldürülmüştü. Bizi sağlımıza kavuşturmak için ömrünü harcayan insanlarımızın hayatına da kasdersek çıkmaz sokağa girmişiz demektir.
İnsanın insana yaptığını bir başka canlı katiyen yapamaz. Toplumumuzda son yıllarda tırmanan bu şiddet ve vahşet arzusunun son bulması için başta ülkemizi yönetenler olmam üzere herkese görev düşüyor. Hem ikili ilişkilerimiz de hem de toplum adına yaptığımız hizmetlerde kavgacı dili bir kenara bırakmalıyız. Sözlerimizle etrafımızdakileri germemeliyiz. Hele radyo, televizyon, sosyal medya gibi iletişim araçlarında konuşurken ve yazarken kullandığımız dile dikkat etmeliyiz. Birilerini hedef göstermekten, toplumu bölmekten uzak durmalıyız. Zira ister geçim sıkıntısı deyin ister cehalet deyin sebep ne olursa olsun bugün toplumda “habbeyi (damlayı) kubbe yapacak” insan dolu. İzlediği filmlerden etkilenip cinayet işleyenler bile var. Bu bakımdan herkes sorumluğunu bilerek yaşamalı ve yeri geldiğinde “Nereye böyle? Diyebilmelidir. BAHRİ KORKMAZ

Yorum