GERÇEKLER

Yazı Boyutu:
GERÇEKLER

 Dünya Emekçi Kadınlar Günü geride kaldı. Bazı kesimlerin kadınların yaşadıkları sıkıntıları ısrarla gündemde tutmaları nedeniyle son yıllarda 8 Mart gününe sahiplenme daha da arttı. Bilhassa siyasiler kadınların “oy” gücünün farkında olduklarından bu anlamlı güne daha çok önem vermeye başladılar. Kadınlar için salon toplantıları düzenlemeler, kapı kapı dolaşıp karanfil dağıtmalar, kadınlarla kahvaltıda veya yemekte buluşmalar gibi etkinlikler         8 Mart gününe damga vuran hadiseler oldu. İşyerlerindeki erkekler 8 Mart’ta kadınlara karşı daha nazik olmaya özen gösterdiler. 8 Mart gününde kadın cinayetlerini protesto için meydanlara çıkan kadınlara da devlet tepki göstermedi. Gazetelerde sayfalar dolusu “Kadınlar Gününü” kutlama mesajları yayınlandı. Bu mesajlarda hanımlar güzel ve zarif olan her şeye benzetildiler. Bu kadar olumlu söz ve davranış keşke sürekli olsa. Zira bir elmanın iki yarısı sayılan kadın ve erkek her zaman birbirini tamamlamıştır. Biri olmadan diğeri olmaz. Bu gerçek ortadayken insanların hayatı birbirlerine zehir etmelerinin bir anlamı olamaz. Günler, geceler ve birlikte alınacak nefesler sayılı…

       8 Mart gününün dışında kalan diğer günlerde söylenenlerle yaşananlar ak ve kara kadar birbirine zıt. Bir araştırma şirketi ülkemizde kadının durumunu ortaya koymak üzere 38 ilde, 82 ilçede bir anket yapıyor. Bu ankette ortaya çıkan sonuçlar ülkemizde kadınların hangi şartlarda yaşadıklarını ortaya koyuyor. Elde edilen verilere göre kadınlar gününde ellerine karanfiller uzatılan kadınlarımızın % 45’inin şiddete maruz kaldığı anlaşılıyor. Şiddet kavramının içinde fiziki şiddet, manevi şiddet, ekonomik şiddet hepsi var. Kadınlarımızın     % 46’sı kocalarının kendilerine sürekli hakaret ettiğini ileri sürüyor. Kendilerine yapılan bu hakaretlere de çeşitli sebeplerle sessiz kalıyorlar. Kocalarından dayak yiyen kadınlarımızın    % 62’si ise gördüğü şiddet sonucunda polise gitmediğini belirtiyor. Yani eğitimli-eğitimsiz pek çok kadınımız “Kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla yaşadığı sıkıntının duyulmasını istemiyor. Çalışan kadınlarımızın %72’si kendi emeğiyle kazandığı parayı harcayamıyor.        8 Mart gününde eşimiz, bacımız, baş tacımız şeklinde yüceltilen kadınlarımızın %53’ü eşinden veya ailesinden izin almadan çalışamıyor. Yine “kadının namusuna” çok değer verilen ülkemizde, kadınlarımızın %37’si hayatında en az bir kere cinsel tacize uğruyor. Bu tacizlerin %13’ü de işyerlerinde gerçekleşiyor. Son yılların en büyük dramlarını Suriyeli mülteci kadınlar yaşıyor. Çektiklerini bir Allah biliyor bir de kendileri. Suriye, kadınların hiçbir şekilde dahil olmadığı çirkin bir iç savaşla boğuşuyor. Bu iç savaş, milyonlarca Suriyelinin topraklarını terk etmesine neden oluyor.

Suriye’de oluşturulan göç dalgası fırsatçıların işine yaradı. Bu bölgede ve sınırlarımız dahilinde insan ticareti başladı. Çaresiz Suriyeliler para karşılığında Yunanistan’a ve Avrupa ülkelerine geçiriliyor. Kandırılan Suriyelilerin bir kısmı da denizlerimizde ölüyor. Evlerini terk edip yollara düşen mültecilerin büyük bölümü kadınlardan ve çocuklardan oluşuyor. Dünyada çocukların her konuda istismar edilmesine karşı savaş açan önemli bir örgüt var. Bu örgütün Suriyeli kadınları ve çocukları içine alan raporunda, fuhuş için çalışan insan tacirlerinin Suriyeli kız çocukları ve kadınları için taktıkları sıfatlar şöyle: 12-16 yaş aralığında bulunanlar “fıstıklar”, 17-20 yaş aralığında bulunanlar “kirazlar”, 20-22 yaş aralığında bulunanlar “elmalar” ve 22 yaşın üstünde olanlar ise “kavunlar”… Koyun can derdinde, kasap et derdinde…Bir de İŞİD ve PKK adı verilen terör örgütlerinin elinde bulunan kadınlar var. Köle anlayışıyla kullanılıyorlar.

Hüzün ve sevinç, kadın ile erkek tarafından birlikte yaşandığı zaman anlamlıdır. Kadının yaşadığı gerçekler gün gibi ortadayken 8 Mart günlerinde süslü laflarla onların ruhlarını okşamaya çalışmak riyakarlıktır. Unutmayalım; bu ülkede 5 sene önce 26 kişinin tecavüz ettiği 13 yaşındaki kız çocuğu için “rızası vardı” kararı verildi ve sapıklar cezasız kurtuldu. Fazla lafa gerek yok; çünkü gerçekler lafla örtülmüyor.

Yorum