reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

VİRÜSLE GEÇEN BİR YIL…

VİRÜSLE GEÇEN BİR YIL…
108 views
08 Nisan 2021 - 12:32

                Türkiye olarak virüsle mücadelede bir yılı doldurduk. 2020 yılı Mart’ından 2021 yılı Mart’ına kadar geçen günler içinde pek çok gerçeğe tanık olduk. Kurtuluş Savaşımızdan günümüze kadar geçen süre içinde bu kadar uzun süren bir “yılımız” olmamıştır herhalde…2020 Mart’ına geri dönüp hatırlayalım. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan bir virüsün insanları öldürdüğü haberlerinin gerçek olup olmadığını tartışırken bahse konu olan virüsün Türkiye’de de görüldüğünü Sağlık Bakanlığı açıkladı. Arkasından corona virüsten ilk vatandaşımızın öldüğünü de öğrendik. “Neler oluyor?” demeye zaman kalmadan bütün okullar kapanınca durumun vahametini daha iyi anladık. Okulların kapanması yetmedi; kahvehaneler, lokantalar, halı sahalar, kafeler, çay bahçeleri de kapılarına kilit vurdu. Bu arada virüsten korunmanın en etkili yolunun maske takmak olduğunu uzmanların uyarılarından anladık. Büyük bir telaşla maske edinmeye başladık. Devlet de maske dağıtacağını ilan edince bir yıldır devam eden maskeli hayatımız resmen başlamış oldu. Maske ile beraber dezenfektan, kolonya gibi sıvıların el temizliği için çok önemli olduğu da anlatılınca kolonya fiyatları tavan yaptı. Kolonya, marketlerde en çok satılan etken ürün haline geldi. Bütün bunlar olurken Sağlık Bakanlığı virüsün kalabalıklarda hızla yayıldığını, bu nedenle de günlük ilişkilerde sosyal mesafeye dikkat etmek gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye corona virüsle ilgili gerçeği tam öğrenemeden bahar ayları kısıtlamalarla geçti. “Sıcaklarda virüsün azalacağı hatta yaz sonunda kaybolacağı” efsanesiyle beraber Haziran ayını bulduk. Haziran başında Ramazan Bayramı geldiğinden idarecilerimiz “Haziran’da çifte bayram var” diyerek virüsün kaybolacağı umutlarını arttırdılar. Fakat gerçekler bambaşka çıktı. Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı hızla arttı. İspanya, İtalya gibi ülkeler günlük vak’a sayısında ve can kaybında rekor kırdılar. Bizim dışımızdaki virüs tablolarını dehşetle izledik. Toplumumuz maske takmanın çok gerekli olduğunu öğrendiğinde 2020 yılının da güz ayları gelmişti. Güz ayları denilince akla hemen okulların açılması gelir. Türkiye’de okulların açılması genellikle Eylül ayının ikinci yarısında gerçekleşir. “Okulları açacak mıyız?” sorusu tam manasıyla cevabını bulamadan Ekim ayının ilk haftasını bulduk. Yarım yarım açılan okullar Kasım ayında salgın büyük bir hızla artınca tekrar kapılarını kapattı.  Yazın yaşanan kısmi açılmaların bedelini çok ağır ödemeye başladık. Zira Kasım ve Aralık ayları ülkemiz açısında çok kötü geçti. Virüsten ölenlerin sayısı ile virüse yakalananların sayısı hızla tırmanınca kısıtlamalar yeniden başladı. İşyerleri kapandı. Hafta sonları sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Çocukların ve yaşlılara günde iki-üç saat sokağa çıkmasına müsaade edildi. Bu arada pek çok tanınan sima ile doktorlarımız ve sağlıkçılarımız da corona virüse yakalanıp hayatlarını kaybettiler. Salgının en yoğun günlerinde Çin’den temin edilen virüs aşısı, kendimizi virüsten koruma hususundaki umutlarımızı arttırdı. Şubat’ın ortasından başlamak üzere önce sağlık personelimiz sonra da 65 yaş üstündeki büyüklerimiz aşılarını oldular. Onların aşı olması, aşıya karşı zihinlerde uyanan soru işaretlerini de yok etti. Şimdi herkes aşı sırasının kendisine ne zaman geleceğini merakla bekliyor.

Dünyadaki bütün ülkelerin bir yıllık virüsle mücadele serüveni henüz sona ermiş değil. İnsanların gözü, kulağı aşı üreten şirketlerden çıkacak olumlu haberlere çevrilmiş durumda. Bu arada ülkeleri idare eden hükümetlerin tavırları ve maddi güçleri de çok mühim. Zira mevcut aşı piyasası “parayı veren düdüğü çalar” gerçeğini hatırlatıyor. Paranız yoksa umutlarınız da yok oluyor. Türkiye, aşı temini konusunda pek çok ülkeye göre çabuk davrandı. O yüzden de “salgını yenme” noktasında çok güçlü umutlarımız var.

Şarkı sözünde dile getirildiği gibi çok uzun ve sıkıcı geçen kış aylarından sonra baharı bekleyen kumrular gibi güneşli günlere kavuştuk. Virüse yakalananların sayısı artsa da vefat sayılarımızda azalma başladı. Mart başında kontrollü normalleşme adı verilen yeni bir döneme girdik. Bu dönemde herkesin birbirini kontrol etmesi gerekiyor. Cenaze namazları, taziyeler, kongreler, toplantılar, nişan merasimleri, asker uğurlama konvoyları gibi kalabalıklar virüsün tam aradığı ortamlar. Gelecekle ilgili umutlarımızın devam etmesini istiyorsak bu ortamlardan uzak durmamız gerekiyor. Tabii olarak başta siyasetçiler ve idareciler kalabalıklardan uzak duracak. Vatandaş “Balık baştan kokar” dememeli. Bahri KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.