reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

KADIN DÜŞMANLIĞI…

KADIN DÜŞMANLIĞI…
161 views
08 Ocak 2021 - 9:16

                2020 yılını geride bıraktık çok şükür. İnsanlığın başına bela olan corona virüs salgınının içinde sağ kalabilenler, hasta olup iyileşenler ve de virüse yakalanmayanlar çok şanslılar. Zira 2019’un sonbaharında Çin’de ortaya çıktığı söylenen corona virüs belası, 190 ülkeyi allak bullak etti. Gözle görünmeyen bir virüs, milyonlarca insanı önce hasta etti sonra da pek çoğunun ölümüne neden oldu. Covid-19’un görüldüğü 190 ülkeden derlenen rakamlara göre günümüze kadar 2 milyon civarındaki insan, salgın sebebiyle hayatını kaybetti. Ölenler; birilerinin annesi, birilerinin babası, birilerinin kardeşi idi. Lafın özü; 2020 yılı, savaşların yaşandığı seneler dışında toplu ölümlerin yaşandığı bir zaman dilimi olarak mazide kaldı. Ancak aradan ne kadar zaman geçerse geçsin insanlık tarihi içinde felaketler yılı olarak yer alacaktır. Felaketler yılının neredeyse tamamı, ölüm ve yeni vak’a sayılarını takip etmekle geçti. Bir de virüsü ciddiye alıp gelecekte olabilecekleri tahmin eden bazı ülkelerin yaptıkları aşı çalışmalarını izledik. Yılın sonuna gelinirken Almanya, Çin, ABD ve Rusya gibi ülkelerdeki aşı çalışmaları netice verdi. Buralarda virüse karşı üretilen aşıların insanlar üzerindeki denemeleri de başarılı olunca Aralık ayının ortasından itibaren Avrupa’da ve Amerika’da toplu aşılama faaliyetleri başladı. Bizim ülkemizde de bazı üniversitelerde corona virüsü karşı bağışıklık kazandıracak aşı çalışmaları yapılsa da henüz sonuca ulaşılamadı. Onun için de Türkiye, Çin ile anlaşıp onların ürettiği aşıdan 50 milyon doz almaya karar verdi. Çin’den temin edilen aşıların ilk partisi, 30 Aralık’ta Türkiye’ye getirildi. Deneme süresi tamamlandıktan sonra muhtemelen 2021 yılının Ocak ayının ortasına doğru ilk aşılar kollara vurulacak.

Memleket olarak maske, fiziki mesafe, temizlik ve aşıya kilitlenmişken 29 Aralık gününde işlenen üç kadın cinayeti bütün sorunların üstüne çıktı. İşsizlik, asgari ücret, pahalılık, kısıtlamalardan etkilenen esnafın hali gibi sıkıntılar bile bir anda ikinci planda kaldı. Üç cinayetin işlendiği 29 Aralık, insanlık tarihi için kara bir gün olarak hafızalardaki yerini aldı. Zira bu tarihte; bir kadın eşi tarafından, bir kadın evladı tarafından, bir kadın da tanıdığı  erkek arkadaşı tarafından acımasızca öldürüldü. Üç katil, üç canı katletti.

Malatya’da Selda Taş, 38 suçtan sabıkalı olan eşi tarafından silahla başından vurularak öldürüldü. Gaziantep’te Vesile Dönmez, hayırsız bir evladın pompalı tüfekli saldırısına uğradı ve hayatını kaybetti. İstanbul’da Aylin Sözer, yıllar öncesinden tanıdığı olduğu iddia edilen bir inşaat işçisi tarafından önce bıçaklandı. Sonra da üzerine gazyağı döküldükten sonra yakılarak hayatına son verildi. Öğretim görevlisi olan Aylin Sözer’in yanmış bedeni, evine yangını söndürmek için gelen itfaiye erleri tarafından bulundu. O’nun yakılması, bu menfur haberi duyan herkesin içini yaktı. Bir öğretim görevlisinin insanlık düşmanı birisi tarafından yakılmasının ayrıntıları daha sonra ortaya çıktı. Bu feci hadisenin kurbanı olan Aylin Sözer, kendisini öldüren şahıs tarafından iki gün boyunca rehin tutulmuştu. Cinayeti işleyen kadın düşmanı, yakalandıktan sonra vatandaşların hücumuna uğradı. Halkımız, Türkiye’ye bu vahşeti yaşatan şahsı linç etmek istedi. İfadesinde, yarattığı vahşetin her ayrıntısını anlatan şahsın üzerinde, öldürdüğü kadına ait altın ziynet eşyaları da çıktı.

Türkiye, son dönemde çok sayıda kadın cinayetine şahit oldu. Sadece 2020 yılı içinde 386 kadın, erkekler eliyle bu dünyadan göçüp gitti. Kısıtlamaların yaşandığı pandemi döneminde ise kadın cinayetleri yüzde 25 oranında arttı. Aile fertlerinin evde kaldıkları günlerde ve saatlerde birbirlerine sarılmaları gerekirken tersi oldu. Kavgalar, sürtüşmeler, fiziki şiddet hadiseleri ve cinayetler arttı. Kadın cinayetlerinin artmasında etkili olan çok etken var. Öncelikle insanlarımız birbirini sevmekten, birbirinin düşüncelerine saygı göstermekten hızla uzaklaştı. Çocuklarımıza ve gençlerimize sevmenin yerine kin tutmak öğütlendi. Kendileri gibi düşünmeyenleri ötekileştirmeleri istendi. Büyükler, bu hususta örnek oldular. Toplum, kırık karpuz gibi ikiye ayrıldı. Kadınlarımız ve kızlarımız, bazıları tarafından sadece evde oturup çocuk bakan,  evin temizliğini yapan ve yemek pişiren varlıklar olarak nitelendi. Kadın-erkek eşitliğinin neredeyse bir şehir efsanesi olduğu fikri hakim kılınmaya çalışıldı. Kadınlarımıza ve kızlarımıza asırlar önce dillendirilen “eksik etek, kaşık düşmanı, saçı uzun, aklı kısa” gibi sakat yakıştırmalar tekrar kullanılmaya başladı. Kadınlarla erkeklerin hayat yükünü birlikte omuzladıkları gerçeği unutturulmaya çalışıldı. Okullarda, otobüslerde kızlarla erkeklerin sınıflarının ve yerlerinin ayrılması gündeme taşındı. Üniversitelere fuhuş yuvası diyen profesörler türedi. Bütün bunlar, kadın düşmanlığını körükledi. Ey kadın düşmanları; eseriniz ortada… Çıkın bakalım işin içinden…   Bahri KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.