reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

Z KUŞAĞI

Z KUŞAĞI
50 views
19 Ağustos 2020 - 10:10

                Yazılı ve görsel yayın organlarında çok yaygınlaşan yeni tabir var; “Z kuşağı…” Genellikle 2000 yılından başlamak üzere günümüze kadar gelen zaman dilimi içinde dünyaya gelen çocuklara ve gençlere bu sıfat takılıyor. Teknolojik imkanların kucağına doğan Z Kuşağına “internet kuşağı” adı da veriliyor. Zira bu kuşağa mensup olanlar, parmakları teknolojiye değer değmez cep telefonu, akıllı saat, bilgisayar gibi araçları kullanıp internetle haşır neşir olmaya başlıyorlar. Büyüklerin yaptığı gibi onlar da zamanlarını büyük kısmını cep telefonu ekranı ile televizyon ekranı karşısında geçiriyorlar. 2000’li yılların başlarında doğan bu kuşağın gençleri, 2023’te ve daha sonra yapılacak seçimlerde oy kullanacaklar. Z Kuşağının bu kadar dile dolanmasının en önemli nedeni de bu özellikleridir. Siyasetçiler tarafından yeni yeni fark edilen bu kuşak, bundan evvelki seçmenlere pek benzemiyorlar. Taşıdıkları özelliklere bakıldığında kolay kolay ikna edilip gruplar ve topluluklar halinde ve de ezbere bir siyasi partiye iltihak edecek gibi görünmüyorlar. Her an dünyanın şartlarını izleme imkanına sahip olan Z Kuşağı mensupları şu anda siyasi arenada boy gösteren klasik siyasetçilere ter döktürecek seçmenler olarak dikkati çekiyorlar. Bu özelliklerinden dolayı da siyasi gücü elinde tutanlar, internet ortamına kendilerine göre çeki düzen vererek bu kuşağı da tabiri yerindeyse “kafa kola almaya” gayret ediyorlar. Tabi bu çabaların nasıl netice vereceğini zaman herkese gösterecek.     

Günümüzde, 2000’li yılların eseri olan Z Kuşağının dedeleri, babaanneleri, anneanneleri pozisyonundaki bir kuşaktan da söz etmeden geçemeyeceğim. 1950 ile 1960 yılları arasında dünyaya gelen bu kuşak, arabesk tabirle tam bir çile kuşağıdır. Türkiye’nin son 60-70 yılının ağırlığı tamamen bu kuşağın omuzlarına binmiştir. Ben de bu kuşağın bir mensubu olarak hayat mücadelemiz içinde hatırladığım bazı başlıkları hatırlatmak istiyorum. Bizim kuşak yürümeye başladığı andan itibaren yere basan ayakları kat’iyyen doğru düzgün ayakkabı görmemiştir. İlkokula başladığımız günlerde dahi zengin üç-beş ailenin dışında kalan herkes çocuklarına naylon ayakkabı giydirmiştir. Naylon ayakkabıyı bile alacak gücü olmayanların çocukları ise terlikle okula devam etmişlerdir. Bu arada “kara önlük” devri çocukları olduğumuzu da belirtmek isterim. Giydiğimiz kara önlüklerin üstüne beyaz yaka takardık. Pek çok evde ütü olmadığından öğretmenlerimiz yakalarımızın beyaz renkli kolaya yatırılmasını isterdi. Annelerimizin kola bulamacından çıkardığı beyaz yakalar, kısa sürede kazık gibi donar, boynumuza takınca da gün boyu ensemizi keserdi. Yine bizim kuşağın çocukları, ilkokul yıllarında Amerikan süt tozundan okul hizmetlilerinin imal ettiği sütleri içerek büyümüştür. Birinci teneffüslerde herkes çantasında taşıdığı bardağını alarak süt kuyruğuna girerdi. İlkokul yıllarımız yokluk ve yoksulluk içinde tamamlandı. Oturmaktan eskiyen pantolonların arkalarında annelerimizin diktiği iki büyük yama ile mezun olduk. Sıra ortaokula geldi. Şanslı olanlarımız ortaokula gitti. Erkeklerden “Okuyup da ne yapacak?” denilenler çırak oldular. Çıraklığa devam edenler uzun süre küçücük harçlık karşılığında dükkan süpürüp ustanın evinin alış verişini yaptılar. Ustaya göre yanlış yaptıklarında da babalarından yemedikleri dayakları yediler. 7-8 yıllık çıraklık döneminin ardından bu kuşağın tamamı asker ocağının yolunu tuttu. Okuma şansı bulanlar da ortaokulun ardından liseye devam ettiler. Ortaokulun ilk birkaç yılında kız-erkek bütün öğrenciler olarak asker gibi şapka taktık. Bu şapkaları, hafta sonları bile çıkarmak yasaktı. Öğretmenlerden biri sizi sokakta şapkasız görse yanmıştınız. Neredeyse evin içinde bile şapka takmamız istenecekti. Ayrıca okul dışında öğretmen gördüğümüzde onlara askerler, polisler gibi selam vermek zorundaydık. Bu bakımdan ortaokulun ilk beden eğitimi derslerinde hepimize şapka ile selam vermek anlatılmıştı. Ortaokulun son yıllarına doğru şapka belasından kurtulduk. Berberlere üç numara makine ile kestirdiğimiz saçlarımızı uzatmaya başladık. Ancak bu defa da her sabah derse girmeden saç kontrolüne yakalandık. Lise yıllarımız da öğretmen ve anne-baba baskısı altında geçti. Bir de Cumhuriyet döneminin yeni kuşağı olarak demokrasi, özgürlük, insan hakları, ülke çıkarları gibi kavramların ne olduğunu sorgulamaya başladık. Bunları sorgulayanların sayısı arttıkça toplum yerinde duramaz oldu. Köylerden kentlere göç arttı. Karaborsacılık arttı. Sigara, ekmek, benzin, sana yağı kuyrukları çoğaldı. Bütün bunların sıkıntılarını göğüsledik. Kıbrıs Barış Harekatını, 1960 ihtilalini, 1971 muhtırasını, 1980 askeri darbesini, devlet içindeki paralel yapının ülkeye yaptıklarını hep biz gördük. Son olarak Z Kuşağı ile beraber corona virüs yıllarına yakalandık. Şimdi bu mücadelenin de içinde varız. Çile kuşağının daha vazifesi bitmedi…  BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.