reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

EMEKLİYİM

EMEKLİYİM
151 views
19 Ağustos 2020 - 13:41

Bugünlerde virüs lafından sonra en çok duyduğumuz iki sıfat tamlaması var. Biri “eski Türkiye” diğeri de “yeni Türkiye”… Siyasetçilerin çok kullandığı bu ikişer kelimelik ifadeler ile anlatılmak istenenler ise oldukça kapsamlı. İktidardaki siyasi partiye ve onun destekçisi olan küçük muhalefete göre eski Türkiye’den kasıt, 2002 yılından önceyi hatırlatmaktır. Yeni Türkiye’den kasıt ise mevcut iktidar partisinin memleketi idare ettiği son on sekiz yılın altını çizmektir. Hatta son dönem Türkiye’sinde neler olup bittiğini “emekliler” gençlere anlatsın buyurulmuş. Ben de emekli bir öğretmen olarak klavyenin başına oturup mazide kalan “eski Türkiye” yılları ile yaşadığımız “yeni Türkiye” yıllarını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Önce her iki dönemin belirleyici unsurları olan siyasi şartları anlatarak başlayabiliriz. Eski Türkiye’de, kendi içimizde eleştirsek de etkin bir Meclis, yürütmenin başında Başbakan ve tarafsız bir Cumhurbaşkanı vardı. Cumhurbaşkanı, o makama seçildiği gün bütün vatandaşları kucaklayıcı bir anlayışla görev yapardı. Kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmezdi. Hükümet üyesi Bakanlar, milletvekilleri arasından seçildiğinden seçmenle temaslarını kat’iyen kesmezlerdi. Siyasi partilerin genel başkanları, kendilerine oy vermeyen seçmenleri dışlamaz ve onları aşağılamazdı. İktidarda kim olursa olsun bütün ülke vatandaşlarına devletin gücünü, kudretini aynı mesafede hissettirirdi. Kamu görevlileri siyasi yönden taraf tutmazdı. Ya da taraf tutmaya zorlanmazdı. Devlet kurumlarında kimse, dünya görüşüne göre muamele görmezdi. Cumhurbaşkanı seçilen kişiler, Çankaya Köşkü’nde oturur eşi, çoluğu-çocuğu fazla gündeme gelmezdi. Ayrıca bu isimlerin tantanalı, debdebeli, ihtişamlı bir hayata özentileri de yoktu. Ortaya çıkmaları gerektiğinde de daima halka moral veren, milli değerlerimizi ve Türklüğümüzü öne çıkaran mesajlar verirlerdi. Kamu adına görev yapanlar, devletin makamlarına getirilecekse liyakatı, bilgisi ve becerisi dikkate alınırdı.

Yeni Türkiye denilen son dönemde ise Cumhurbaşkanı, partili hale geldi. Doğal olarak parti işleri ile devlet işleri birbirine karıştı. Memleket, Ankara’da yapılan bin yüz odalı saraydan idare edilmeye başlandı. Sarayın içinde görev yapan çok sayıda danışman ve diğer etkili, yetkili isimler, dışarıdan görüldüğü kadarıyla çok gösterişli bir hayat sürmeye başladılar. Bunu da devletin itibarı gibi gösterir oldular. Devlette görev yapan pek çok bürokrat, lüks makam arabalarıyla, göz kamaştıran yaşam tarzlarıyla dikkat çekmeye başladılar. İsraf aldı başını yürüdü. Oysa harcanan bütün paralar milletin ödediği vergilerle toplanıyor. Partili Cumhurbaşkanı aynı zaman da hükümetin de başı oldu. Hükümette görev yapan Bakanlar da Meclis dışından atanır oldu. Devlet adına görev yapan en küçük birimdeki bürokrat bile partili hale geldi. Zaten iktidar yanlısı olmayanlara devlet kapıları da neredeyse kapandı. Tarafgirlik aldı başını yürüdü. Bürokrat atamalarında iktidara sadakat ilk şart oldu. 

Gelelim eğitime, sanata ve de kültüre… Eski Türkiye’de eğitim alanında kalite vardı. Çeşitli düzeydeki okulları bitirenler, diplomalarını hak ederek alırlardı. Öğretmenler işlerini severler, öğrencileri için zaman ve mekan tanımadan ruhlarıyla görev yaparlardı. Günümüzde her şey gibi eğitimde maddiyata yenik düştü. İdealizm yok oldu. Varsa, yoksa para… Bir de yıllarca yüz verilen cemaat yapılanması ilkokuldan üniversitelere kadar her yere girdi. Neticede çalışanlar değil, cemaate yakın olanlar sınavları kazandılar. Sorular çalınarak yandaşlara verildi. Bunun sonucunda, pek çok kişi hak etmediği mesleklere yerleşti. Devamında da insan kalitesi yerle bir oldu. Bugün kimse kimseye güvenemiyor. Çünkü aldatmak en önemli özellik  haline geldi.

Bir emekli olarak biraz da ekonomik kıyaslama yapalım. Eski Türkiye’de bir aile reisi aylık geliriyle eşine ve çocuklarına bakardı. Cemiyet içinde devlet memuru olmanın bir avantajı ve saygınlığı vardı. Son dönemde maaşların alım gücü eridi. Birkaç örnek verelim. Eski Türkiye’de 100 TL ile 24 kilogram dana kıyma alan vatandaş, günümüzde aynı para ile 1,5 kilogram kıyma alabiliyor. Yine eski Türkiye’de aracı olan bir insan 100 TL ile 150 litre benzin alabiliyordu. Bugün 100 TL ile sadece 15 litre benzin alınıyor. 20 sene önceki eski Türkiye’de 100 TL ile 9,5 çeyrek altın alınırken bugün bu para ile altının gramını bile soramazsınız. Son olarak şunu da belirteyim. Eski Türkiye’de çocuklar Andımızı okurlar,  milli bayramlarda “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü haykırırlardı. Türklük, iftihar vesilesiydi… BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.