reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

MEMLEKET İŞİ..

MEMLEKET İŞİ..
134 views
07 Temmuz 2020 - 7:09

                Toplumun büyük kısmı can derdinde… Zira bahar aylarının tamamı virüse karşı alınan tedbirlerle geçti. Hayat adeta durdu…Okulların tatil edilmesi, sokağa çıkma yasaklarının hayata geçirilmesi, işyerlerinin kapanması, bütün sportif ve kültürel etkinliklerin ertelenmesi gibi pek çok tedbir kararları alındı. Büyükşehirlerde, hafta sonları insanlar evlerinde kaldılar. Caddeler, sokaklar, meydanlar ıssız kaldı. Türkiye, Türkiye olalı böyle zorlu günler yaşamadı. Alınan bütün önlemler ekonomiyi de doğrudan etkilendi. Çok sayıda insan işini kaybetti. Milyonlarca insan devletin verdiği bin liralık yardımı almak üzere başvuru yaptı. Paraların dağıtıldığı günlerde PTT şubelerinin önü, ana-baba günü oldu. Geride bıraktığımız Ramazan Bayramı’nda ülkenin tamamında sokağa çıkma yasağı uygulandı. Çocuklar ve gençler asla unutmayacakları bir bayramı geride bıraktılar. “Ziyaret yok, el öpme yok, sarılma yok, bayram harçlığı yok, ikram yok…” Uzaktan uzağa iyi temenniler var; o kadar… Bütün bunların devamında Haziran ayını getirdik. Kirazların, dutların, kayısıların olgunlaştığı Haziran ayı… Bize üç yıl kadar uzun gelen üç aydan sonra yaza kavuştuk. Haziran’la beraber üç ay önceki hayatımıza dönmemiz için ilk adımlar da atıldı. Şehirlerarası seyahat yasağı kalktı, camilerde ibadet başladı, lokantalar açıldı. Yaz aylarının vazgeçilmez mekanları olan çay bahçeleri faaliyete geçti. Belli kurallara uymak kaydıyla insanlar, özledikleri işyerlerine gidebilecekler. Fakat gevşeyip de temizliği, maske takmayı ve aramızdaki mesafeyi ihlal etmeye kalkarsak virüslü günlere hemen geri döneriz. Zira uzmanların da belirttiği gibi virüs, kurallara uymayanları çok seviyor. Bir de kalabalıkları…

Virüsle olan mücadelemiz her hafta hatta her gün ayrı bir boyut kazanırken virüs dışındaki gündemimiz de oldukça hareketli geçiyor. Malum, camiler toplumumuzun en çok değer verdiği ve gözü gibi baktığı mekanlardır. Herkesin de en son yolunun düşeceği yer camilerdir. Salgının artmaması için camiler, iki buçuk ay süreyle ibadete kapatıldı. Din görevlileri geçtiğimiz Cuma gününe kadar camilerde sadece ezan okudular. Camilerin ne zaman ibadete açılacağı konuşulurken Ramazan Bayramı’ndan önce İzmir’deki bazı camilerin ses sistemlerinden İtalyanların “Çav Bella” şarkısının çalındığını duyanlar kulaklarına inanamadılar. Bunu yapanlar, yeterli yankının olmadığını düşünmüş olacaklar ki bir gün sonra da camilerin ses sistemlerine girerek Selda’nın “Yuh yuh” şarkısını çaldılar. Camilerin kullanıldığı bu iki saygısızca ve terbiyesizce hadise bir anda bütün sıkıntıları bir kenara itti. İşsizlerin, sabit gelirlilerin, işini kaybedenlerin, pahalılığın yarattığı etki unutuldu. “Çav Bella’yı” fırsat bilenler bunu iyi değerlendirmeye gayret ettiler. Ancak aradan uzunca sayılacak bir süre geçmesine rağmen camilerin ses yayın cihazlarından “Çav Bella” çalanlar bulunamadı. Bu anların videolarını bulup internet ortamındaki özel hesaplarında yayınlayanlar anında bulundu ve sorgulanıp hapse atıldı. Fakat eylemi yapanlar ortada yok. Muhalefet partilerinin dediği gibi bu bir tertip olmasın… Zira meşhur Gezi Parkı olaylarında da buna benzer tertipler yapıldığını hatırlıyoruz. Caminin içine bira kutuları atılıp fotoğrafları çekildikten sonra “camide içki içtiler” yayını yapılmıştı. Oysa olaya konu olan caminin din görevlisi “asla içki içilmedi” şeklinde açıklama yapmıştı. Bakalım “Çav Bella” bilmecesi çözülecek mi? Hayatta hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmaz. Bir gün gelir bir vicdan sahibi doğruyu söyler.

Virüslü geçen Ramazan Bayramı günlerinde, siyasi alanda “Memleket işi, ne işiydi?” dedirtecek bir olay yaşandı. Trakya’nın ilçelerinden birinde Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapan zat-ı muhteremin maaşı, sekiz bin liradan dört bin dokuz yüz liraya düşürüldü. Bu karar, Belediye Meclisi tarafından alındı. Maaşı aşağıya çekilen zat-ı muhterem, alınan bu karar üzerine Belediye Meclisi üyeleri hakkında dava açtı. İktidar partisinin üyesi olan zat-ı muhterem durum basına aksedince de şu açıklamayı yaptı. “Ben belediye başkanımızı değil, kararı alan Belediye Meclisi’ni mahkemeye verdim. Maaşımı düşürdüler. Meclis çoğunluğu bizim partiden değil. Bu nedenle karar aldılar. Ben para pul peşinde değilim. Bir yanlışın düzeltilmesini istiyorum. Başkanımız bana; -Bir Belediye şirketi üzerinden eksiğini telafi edelim- dedi ama kabul etmedim.” Meclis aleyhine dava açan bu yerel siyasetçinin Başkan Yardımcılığı maaşı dışında; emekli maaşının ve ziraat mühendisliği maaşının olduğu, ayrıca bir tarım firmasından da huzur hakkı aldığı ortaya çıktı. “Koyun can derdinde kasap et derdinde” denir ya, çok doğru bir tespit. O halde bazıları için neymiş? “Memleket işi, cüzdan işidir…” BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.