reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

ALLAH ISLAH ETSİN..

ALLAH ISLAH ETSİN..
56 views
07 Temmuz 2020 - 6:26

                Virüsün sıcak havalarda kaybolup gideceğine dair bir umudumuz vardı. Ancak sıcak havaları boşuna beklemişiz. Hava adeta yakıyor. Fakat yakıcı sıcaklara rağmen virüs yayılmaya devam ediyor. İklim olarak bizimle aynı kuşakta olan bütün ülkelerde de umutlar boşa çıktı. Virüsün yayılma hızı alınan tedbirlerle biraz düşmesine rağmen tehlike henüz geçmedi. Uzun süre de geçeceği yok. Ülkemizde resmi ağızların ve konunun uzmanlarının yaptığı açıklamalara göre virüsü kontrol altına aldık. Hastalığa yeni yakalananların sayısı ve can kaybı sayısı azaldı. İyileşenlerin sayısı da gün geçtikçe artıyor. Bunlar yaşanan gerçekler. Fakat şu da bir gerçek ki, havaların ısınmasıyla beraber bu büyük felakete karşı ilk günlerdeki hassasiyetimizde gevşeme oldu. Bütün yerleşim yerlerinde evlere kapanma büyük ölçüde terk edildi. AVM’lerin bazı bölümleri de hizmete açılınca sabahın erken saatlerinde oralara gidip kuyruğa girenler oldu. Sözün özü, Ramazan Bayramı öncesinde toplumsal hareketlilik arttı. Bazı uzmanlar; bayram alışverişinden ve bayramlaşmadan endişe duyduklarını ifade etmişlerdi. Toplumdaki “kıpır kıpır hal” inşallah “kontrol altına aldık” denilen salgını yeniden azdırmaz.  Normalleşme adımlarını yanlış anlayıp “bu iş bitti” diye yorumlamak doğru değil. Zira böyle düşünerek tedbirlere uymayan 9 ilde (Batman, Kars, Uşak, Düzce, Gaziantep, Van, Adıyaman, Rize ve Zonguldak) corona virüs vak’aları hemen artış gösterdi. Sayılar alarm verince yetkililer yeniden önlemleri arttırdılar.

1999 yılında yaşanan Gölcük depreminden sonra zihnimize yerleşen bir söz vardı. “Türkiye bir deprem ülkesidir ve depremle yaşamayı öğrenecektir.” Buna benzer bir tez, salgın hastalık için de geçerlidir. Bundan sonra dünyada ve Türkiye’de hiçbir toplumsal ve bireysel faaliyet eskisi gibi yapılamayacak. Bu bakımdan “Türkiye virüsle yaşamayı öğrenecektir.” Virüsü yok edecek aşı veya ilaç ne zaman geliştirilirse bu gerçek o zaman ortadan kalkacaktır. 

İnsanlar can derdindeyken ve tehlike çok yakınımızda iken bu olağanüstü durumu hiçe sayanlar da var.  “Bunaldık” diyerek kısıtlamalara uymayanları, maske takmayanları, sosyal hayatın içinde fiziki mesafeyi dikkate almayanları, sarılıp öpüşenleri ve tokalaşanları da görüyoruz. “Bize bir şey olmaz” diye düşünen kafalar bu ortamda da mevcut. Kafalarına laf girmeyen bu insanlar ölüm vak’alarına bir baksınlar. Bu salgın; zengin- fakir, genç-ihtiyar, güçlü-güçsüz tanımıyor. Kimi ülkelerde çok iyi korunan başbakanlar, başkan yardımcıları, siyasetçiler, spor adamları hasta oldular. Ya vefa eden doktorlara, profesörlere ne demeli?

Bizde bir laf vardır; “Kasap et derdinde koyun can derdinde” diye… Malum; cemaatle namaz kılmak, toplu iftar yapmak gibi inançlarımızdan kaynaklanan faaliyetler de kesintiye uğradı. Fakat yukarıda yazdığımız gibi “Bize bir şey olmaz” felsefesine sıkı sıkıya bağlı bir grup insan Sakarya’da toplu iftar yapıp bir de yasak olan bu yemeğin fotoğraflarını sosyal medyada paylaştılar. “Cahil cesareti” denir ya; öyle bir durum. Emniyet güçleri harekete geçerek toplu iftar vermekle “iftihar eden” firma sahibine ve bu davete katılan otuz kişiye para cezası kesti. Allah akıl-fikir versin…

Güvenlik güçlerinden ve zabıta görevlilerinden oluşan bir ekip İstanbul’un bir ilçesinde fırınları denetlemeye çıktılar.  Bir fırında yapılan denetimde, zabıta ekipleri Ramazan pidesinin gramajının 20 gram eksik olduğunu tespit edip ceza yazdılar. Fırın sahibi gramajı eksik çıkan pide için, “Bu pide; Ramazan pidesi değil, ekmek pidesi” diyerek kendini savundu. Ne savunma ama; harama kılıf uydururken bayağı zorlanmış. Hem de Ramazan ayında. Ramazan ayında yutulabilecek en büyük lokmayı “okumuş kesimden” bir dekan yuttu. Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi dekanı olan “okumuş bir kişi” video konferans yöntemi ile görüşme yaparken içindeki pisliği diliyle ikrar etti. Canlı yayında olduğunu unutan bu şahıs görüşme sırasında  “Kızların resimlerini de görüyoruz böylece, çaktırma…” ifadelerini kullandı. Kimyacı olduğunu öğrendiğimiz bu sözde bilim adamının kız öğrencileri görünce kimyasının bozulduğunu da kendi ağzından duymuş  olduk. 58 yaşındaki dekanın Ramazan gününde yaptığı bu gaf, “dervişin fikri neyse zikri de odur” sözünü doğruladı. Dekan, gelen tepkiler üzerine istifa etti. Demek ki neymiş; “makam teslim edilen” kişilerin sadece “bizdendir” denilerek seçilmemesi gerekiyor. “Liyakat” esastır tespiti boşuna yapılmıyor. Böyle tipler, makamla ve koltukla düzelmiyor. Allah ıslah etsin…      BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.