reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

2023'E DOĞRU…

2023'E DOĞRU…
156 views
09 Ocak 2020 - 8:10

Ülkemizi 2002 yılından beri aynı siyasi anlayış yönetmektedir. Kendi ifadelerine göre “muhafazakar” olan bu anlayış, Cumhuriyetin önemli kazanımlarını muhafaza edememiştir. Uygulanan siyasi, sosyal ve kültürel politikalar sonunda ülkenin her kurumuna kendi anlayışlarını yerleştirmeye gayret göstermişlerdir. “2023 hedefi” adı verilen noktaya gelmek için büyük bir gayret göstermektedirler. “Nedir bu 2023 hedefi?” sorusunun cevabını bulmak istersek yapılanlara bakmak yeterli olacaktır.

Son yıllarda Atatürk’e, O’nun fikirlerine ve devrimlerine karşı pek çok küçük düşürücü ve yok sayıcı sözler işittik. Ülkemizi düşman işgalinden kurtaran ve Cumhuriyetimizi kuran eşsiz Önder’e karşı yapılan haksız saldırılarda hiç ciddi tepki gösterilmedi. Atatürk heykellerini protesto edenler ve nahoş sözler sarf edenler “meczup” denilerek durum geçiştirildi. Atatürk’ün en büyük düşmanı olan “Fesli Kadir” lakaplı şahıs, evine kadar gidilip ziyaret edildi. Diyanet teşkilatının hutbelerde hiç Atatürk’ten bahsetmemesi hususunda en küçük tepki gösterilmedi. Atatürk’ün ölüm günü olan 10 Kasımlarda O’nun aziz hatırasına saldıranlar sadece seyredildi. Hatta bazı yöneticiler 10 Kasım günlerinde “hasta olarak” anma programlarına katılmadılar. Yapılan bütün konuşmalarda “Türk Milleti” söyleminden özellikle imtina edildi. Daha çok ümmet olma fikri topluma aşılanmaya çalışıldı. Oysa bizler, beş bin yıllık bir mazisi olan ve çok sayıda devlet kurmuş büyük Türk Milletiyiz. Bizi ümmet sayıp Araplaştırmaya çalışmak beyhude bir uğraştır. Türk Milleti, bağımsızlığına düşkün karakteriyle ilelebet yaşayacaktır. “Ümmetçilik” bundan önceki asırlarda denenmiş ve iflas etmiş bir anlayıştır. Bilhassa Anadolu coğrafyasında… Türkiye topraklarına milyonlarca Suriyeliyi getirip yerleştirmeye çalışmanın arkasında da bu ümmet oyunu mu var? Sorusu ister istemez düşünen insanların aklına geliyor. Zira bu konuda sürekli “ağız değiştiriliyor.” Bir gün “Suriyeliler kendi topraklarına dönecek. Güvenli bölgede onlara konutlar yaptırıp sınır ötesine yerleştireceğiz” denilirken bir baş gün “Suriyeliler bizim başımızın tacı. Onlara bakacağız. Vatandaşlık hakkı vereceğiz” açıklaması yapılmaktadır.

Yine son yıllarda yapılan en önemli kültürel değişikliklerden biri ilkokullarda öğrencilerin her sabah okudukları Andımızın kaldırılması ile milli bayramların özelliklerinin budanması olmuştur. Andımızın sözleri pek çok ümmetçi kafayı rahatsız etmiştir. Her ulus, kendi özelliklerini çocuklarına aktarmak zorundadır. Bu tür metinler ve milli marşlar bu işin önemli araçlarıdır. Andımız okullardan kaldırılırken sessiz kalanların arasında “milliyetçi” olduğunu her fırsatta ifade eden bir partinin de “dilini yutması” olayın bir başka düşündürücü boyutudur. Milli bayramlara gelince… Bayramlara “halkın daha çok katılımını sağlayacağız” denilerek yapılan operasyon ile milli bayramlar okul bahçelerine hapsedilmiştir. Genç, yaşlı herkes eskiden yapılan “23 Nisan” veya “19 Mayıs” törenlerini aramaktadır. Zira “bayram” diye yapılan resmi törenlerde hiçbir heyecan ve coşku kalmamıştır. Yine okulların ve resmi dairelerin pek çoğunda kamu çalışanları kılık kıyafet yönergesine uymamaktadır. İlkokullarda kısmen uyulsa da ortaokullarda ve liselerde öğrenciler istedikleri kılıkta okula gitmektedirler. Öğretmenler de aynı şekilde… Bu uygulama Cumhuriyetle birlikte ülkemize getirilen çalışma hayatının çağdaş yüzünü ortadan kaldırmıştır. Kurumlardaki iş disiplinini zedelemiştir. Ancak hiçbir yönetici bu çirkin hale ses çıkaramamaktadır. Kurumlardaki hal böyle iken Cumhuriyet döneminde açılan bütün fabrikalar, büyük tesisler tek tek satılmıştır. Cumhuriyet tarihinin önemli kurumları önemini kaybetmiş ve kimlikleri ortadan kaldırılmıştır. Yapılan bu tür uygulamalarda tepkiler artınca hep “cambaza bak” taktiği uygulanmaktadır. Yani gündem değiştirme yoluna gidilmektedir. Yine derneklerin yerine vakıf adı altında oluşturulan yapıların pek çoğu tarikatların ve cemaatlerin kontrolündedir. Bunların yurtlarında yaşanan çirkinlikler tam bir yüz karasıdır. Son olarak Resmi Gazetede yayınlanan “Faizsiz Finans Kuruluşlarının Denetimini Yürüten Denetçiler İçin Etik Kurallar” içeriğinde, sarf edilen cümleler dini referans almaktadır. İşte o ifade; “Bir denetçi üstlerinin veya diğer insanların görünüşü nasıl olursa olsun Allah-ü Teâlâ korkusuyla hareket etmelidir.” Allah inancı ve Allah korkusu Müslüman olan bir ülkede herkesin sahip olduğu bir özelliktir. Bence denetçilerde en başta; “Başkalarının haklarına saygı ve insan sevgisi” olmalıdır. 2023’e giderken daha neler göreceğiz? Toplum takipte… BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.