reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

LİYAKAT …

LİYAKAT …
384 views
31 Ekim 2019 - 11:12

Genel seçimlerde veya yerel seçimlerde başarılı olan siyasetçilerden en fazla duyduğumuz kelimelerden biri liyakattir. Liyakat; “layık olma, uygun olma, yeterli olma” anlamlarını taşır. Bu gerçek ortada dururken ülke yönetimini veya yerel yönetimi eline geçirenlerin en hızlı yaptıkları iş, bürokratları değiştirmektir. Seçimlerden sonra “Liyakat sahibi olanlar görevlerine devam edecekler” gibi açıklamalar yapılsa da bu sözler tutulmaz. Derhal düğmeye basılır ve siyasi bakımdan ne kadar kendileri gibi düşünmeyen bürokrat varsa onlar değiştirilir. Yerlerine de “Bizden olsun da kim olursa olsun” mantığıyla liyakat sahibi olmayan bir sürü adam getirilir. İşin doğrusu bu beceriksiz yöneticiler yüzünden de yapılan hiçbir icraattan hayır gelmez. Fakat her şeye rağmen özellikle iktidarı uzun süreliğine eline geçiren siyasi kadroların bunu daima yaptıklarını gördük ve de görüyoruz. Bu konuda pek çok olumsuzluk yaşanmasına rağmen siyasi gücü eline geçirenler de yetkilerini sonuna kadar kullanıyorlar. Futbol da maç tahminleriyle ilgili olarak kullanılan bir cümle vardır; “1-0 olsun, bizim olsun…” Türkiye’de de yönetici olmanın ilkelerinden biri de yukarıda da belirttiğimiz gibi buna benzer bir cümledir. “Bizden olsun da kim olursa olsun…”

Anayasa Hukuku Profesörü Kemal Gözler, Hukuk Fakültelerinin hukuk mezunu olmayan dekanlarını derleyip kamuoyu ile paylaştı. Profesör Gözler’in derlemesine göre veteriner, ilahiyatçı ve doktorlar dahi hukuk fakültelerinde dekan olarak görev yapıyor. Profesör Gözler, Türkiye’de 67 tane faal Hukuk Fakültesi olduğunu belirtirken bunların 19 tanesinin hukukçu olmayan dekanlar tarafından yönetildiğini belirtti. Böyle bir gerçek ortada dururken insanın aklına pek çok soru geliyor. Hukuk Fakültesi öğrenimi almamış kişiler nasıl olacak da hukuk dersi verecekler? Hukuk eğitimi almamış, kendileri hukuk fakültesinde çalışmamış kişiler nasıl olacak da hukuk fakültesini yönetecekler? Kendileri hâkim ve savcı olma ehliyetine sahip olmayan kişiler nasıl olacak da hâkim, savcı ve avukat yetiştiren okulları yönetecekler? Hukukçu olmayan dekanlara ve hukukçu olmayan hukuk hocalarına şu soruyu da sormak gerekmez mi? Yönettiğiniz veya ders verdiğiniz Hukuk Fakültesine kendi çocuğunuzu göndermek ister misiniz?

Liyakatin insanın iş bulmasında veya çalışma şartlarının devamında hiç önemi olmadığını gösteren bir örnek de medya dünyasında yaşandı. Türkiye’nin önemli bir haber kanalında program yapan ünlü televizyon programcısı ve sunucusu Oğuz Haksever, bir haber sunumu sırasında; mikrofonunun açık olduğunu unutarak iktidar sahipleriyle ilgili yorumda bulundu. Oğuz Haksever, yaptığı bu yorumdan sonra çalıştığı kanaldan çıkarıldı. Bir süredir işsiz olan ünlü TV programcısı tam başka bir kanalda işe başlamak üzereyken kendisine acı haber verildi. “Oğuz abi Ankara’dan telefon geldi. Seni ekranda istemiyorlar.” Haksever’in bir başka TV kanalı  macerası böylece başlamadan sona erdi. Yani kariyerine ve bu işteki liyakatine, ustalığına rağmen işe başlamadan kovularak tarihe geçti.

Liyakatin, becerikli olmanın, mesleğinde iyi olmanın ve de çok iyi yetişmiş olmanın hiçbir işe yaramadığı camialardan biri de milli eğitim camiasıdır. Bu camiada, yönetici olmak için öncelikle iktidarın destekçisi olan sendikaya üye olmanız gerekir. Bu şartı yerine getirenler yöneticilik yolundaki en büyük engeli aşmış olurlar. Bir de cep telefonunuza iktidar partisinin sembolü olan müziği yükletirseniz sizi kimse tutamaz. Bırakınız okul müdürü olmayı genel müdür bile olursunuz. Milli eğitimdeki başarısızlığın ve kargaşanın sebeplerinden biri budur. “Bizden” diye yönetici yapılanlar, beceriksiz çıkınca bu camianın sıkıntısı haline gelmektedirler. Son Milli Eğitim Bakanının “kariyere ve liyakate önem vereceğiz” açıklamasına rağmen işler hiç de öyle gitmiyor. İktidara yakın düşüncede olmayan müdürler varsa da onlar da azınlıktadır. Görev süreleri dolduğunda da hemen değiştirilmektedir. Hazımsızlık böyle bir şeydir.

Toplumumuzda aydınlanmayı, medeniyeti ve demokrasiyi savunanlar çoğaldıkça değerler de değişecektir. Çünkü bizim gibi düşünmeyenlerle birlikte yaşamak için önce beyinlerin aydınlanması gerekir. Bu karanlık durumdan ancak öyle çıkılır.   BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.