reklam
reklam

EZİNE SONSÖZ GAZETESİ

AYKIRI DÜŞÜNEMEZSİN

AYKIRI DÜŞÜNEMEZSİN
333 views
17 Eylül 2019 - 9:13

Antik çağ medeniyetlerinden bu yana insanoğlunun en fazla mesai harcadığı husus düşünce hürriyetidir. Bu kavramın yüzde yüz kabul görmesi ve insanların birbirlerinin fikirlerine tahammül etmesi için yüzlerce, binlerce filozof ve siyasetçi kafa yormuştur. Bunun için ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. Düşünce hürriyetini savunanlar, savundukları değerin bedelini de ödemişlerdir. İnsanlık tarihi, pek çok aşamadan geçerek günümüzün bilgisayar çağına ulaşmıştır. Her işin bilgisayarlarla ve cep telefonlarıyla kolayca halledildiği bu devirde bir tek düşünce hürriyeti meselesi sürüncemede kalmıştır. Asırlar önce Sokrates’in, Eflatun’un, Aristo’nun aşamadığı engeller bugün yine var. Fikirlerinden dolayı yargılanıp idama mahkum edilen Sokrates’in yaşadıkları bugün de yaşanıyor. Bütün toplumlarda iktidar gücünü elinde bulunduranlar, kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı vermek istemiyorlar. Laf sırası geldiğinde herkes düşünce hürriyetinden dem vuruyor. Ancak farklı düşüncelerin açıklanmasına da karşı çıkıyor. Hatta kendileri gibi düşünmeyenleri tehdit edip onlara “aykırı düşünemezsin” mesajı veriyorlar. Milattan Önceki dönemde antik Yunan’da yaşananlar gibi… Aykırı düşünenler, bir şekilde bunun bedelini ödüyorlar. Devir değişti desek de anlayışlar asla değişmiyor. Elindeki gücü kaybetme korkusu her şeyi yaptırıyor. İstediğiniz kadar medeniyetten, hoşgörüden, insan haklarının kutsallığından söz edin. Başkalarının fikirlerine tahammül gösteremiyorsanız söyledikleriniz de havada kalır.

Bizim ülkemiz Cumhuriyet idaresiyle beraber pek çok noktada büyük mesafeler almıştır. Türkiye, dünyada kadınlarına seçme ve seçilme özgürlüğü veren ilk devletlerden biridir. 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açılmıştır. Türkiye; Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştır. Kadınlar bu hakkı almakla beraber hem siyasette hem de iş hayatında çok başarılı işlere imza atmışlardır. Türkiye, kadın Başbakan, kadın parti Başkanı ve çok sayıda kadın Bakan çıkarmıştır. Bu görevleri üstlenen bütün kadınlarımıza da çoğunlukla gereken saygı ve itibar gösterilmiştir. Fakat zaman zaman ortaya çıkan tahammülsüz bazı siyasiler, başarılı kadınlara sözlü olarak saldırmışlardır. Demokratlıktan dem vuranların kimi zaman başarılı kadınlarımız karşısında aciz duruma düştükleri ve onları karalamaya çalıştıkları da görülmüştür. Oysa siyaset tahammül etme ve herkesin fikirlerinden yararlanma sanatıdır.
Tahammülsüzlüğe en son örnek TRT’nin Çocuk Kanalında yaşandı. Milletin vergileriyle ayakta duran bu “milli ve yerli” kanal, herkese eşit mesafede durup bu çerçeve içinde yayın yapmalıdır. İktidar neyi arzu ederse o doğrultuda yayın yaparsa o zaman yerli ve milli olma vasfını kaybeder. Belli bir grubun, zümrenin veya siyasi anlayışın yayın organı haline gelir. Malum bugünlerde Türkiye’de en fazla konuşulan sorunların başında Kazdağlarındaki doğa katliamı geliyor. Oradaki orman örtüsünün bir kısmının yok edilmesiyle beraber binlerce canlının da yaşam alanı ortadan kaldırılmış oldu. Mesele, hepimizin meselesi ve geleceğimiz olduğu için çocuklarımızın da bu konuda duyarlı olması kadar doğal bir şey olamaz. Nitekim TRT Çocuk Kanalının yaptığı bir yayına bağlanan 9 yaşındaki bir çocuğumuz program sunucusuyla “havadan, sudan” sohbet ederken araya “Kazdağlarına zarar veriliyor” cümlesini soktu. Bu cümle ile beraber sunucu bayan ne yapacağını şaşırdı. Çocuklarımızın sorunlarımıza duyarlı olması onu da mutlu edeceğine “Sen de nereden çıktın?” edasıyla konuşan çocuğu yayından aldırdı. Sonra da utanmadan “Günlük tartışmaların kanala taşınmaması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde açıklama yaptı. Bu açıklamanın tercümesi, “Bizim gibi düşüneceksin, aykırı düşünemezsin” demektir. O çocuk, “Orası Kazdağı değil, kesilen ağaç sayısı 195.000 değil, 13.000’dir. Altın çıkarılırken de siyanür kullanılmaz” gibi açıklamalar yapsaydı kendisini tebrik ederlerdi. Keşke TRT, aynı hassasiyeti terör örgütünün ikinci adamını ekrana çıkardığında da gösterseydi. Yaşanan bu kepazeliğin üstünü hemen örttüler. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştıkça başka hatalar ortaya çıkar. Eyleme dönüşmedikten sonra ve de insanlar kışkırtılmadıktan sonra herkesin düşüncelerini söylemesi gerekir. Zira fikirlerin çarpışmasından hayırlı sonuçlar çıkar. İnsanların zihinlerini tek kalıbın içine sokmaya çalışmak ahmakça bir tutumdur. Bu tutum, asırlar önce de olumlu sonuç vermemiştir, bugün de vermeyecektir. BAHRİ KORKMAZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.